Osmanlı İmparatorluğu’nda siyasi mizahın öncüsü: Teodor Kasap

23 Kasım 2023 - 10:45

Kayseri’nin Tavlasun kasabasında 1835 yılında doğan Teodor Kasap, 14 kardeşin en büyüğüydü ve babası tanınmış bir manifatura tüccarıydı. Babasının vefatı sonrası hayatı değişen Kasap, 1846 yılında İstanbul’a taşındı. Burada bir Rum tüccarın yanında çıraklık yaparken eğitimine de devam etti.

Kasap’ın çocukluğunun geçtiği İstanbul’daki hayatı hakkında kısmen uydurma hikâyeler mevcut. Bunlardan biri gazeteci Hikmet Feridun Es’in Tanımadığımız Meşhurlar başlığıyla derlenen kitabında şu şekilde geçmektedir:

“[Teodor Kasap] orada lise imtihanını verdikten sonra Sorbonne Üniversitesi’ne girmiştir. Burada nihayet çıkış zamanı imtihanları gelmiştir. İşte Teodor Kasap, yetişmesi üzerinde pek büyük tesiri olan meşhur romancı Alexandre Dumas’ya burada rastlamıştır. Alexandre Dumas imtihanlar esnasında da dikkatini çeken bu zeki çocuğun ne milletten olduğunu sormuştur. Kendisine: ‘Bir Türk!’ cevabı verilince alakası büsbütün artmış, Teodor Kasap’ı tebrik etmiştir. Uzun süren arkadaşlıkları burada başlamıştır. Edebiyata son derecede meraklı olan Teodor Kasap bundan pek memnun olmuştur. Alexandre Dumas mektebi bitirdiği şu anda ne yapmak fikrinde olduğunu kendisine sormuş ve Teodor da şu cevabı vermiştir: ‘Fransız edebiyatı hakkındaki bilgimi genişletmek istiyorum. Zaten İstanbul’da bir yandan dükkân çıraklığı ederken bir taraftan da çalışırdım. Paris’te de öyle yapacağım. Bir iş bulacağım, bir taraftan da Fransız edebiyatına çalışacağım!’ Bu söz üzerine büyük Fransız romancısı, Teodor’a aklından geçmeyen bir teklifte bulunmuştur: ‘Benim yanımda çalışır mısınız?’ Hakikaten Fransız edebiyatını tetkik için bundan daha güzel, bundan daha harikulade bir fırsat olamazdı. Zaten Alexandre Dumas, Teodor’un hamisi olan yeğeninden de bu Türkiyeli genç hakkında birçok şey işitmişti. İşte Alexandre Dumas’nın kâtipliğine Teodor Kasap bu suretle girmiştir. Epey zaman da yanında kalmıştır.”

Teodor Kasap

Es’in de yararlandığı birçok kaynağa göre Kasap’ın hayatında dönüm noktası, Kapalıçarşı’da çalıştığı dükkânı ziyaret eden bir Fransız subayla tanışması. Buna göre bir subay, ünlü Fransız yazar Alexandre Dumas’nın kuzeni olarak Kasap’ın yanına tesadüfi bir şekilde gelir. Teodor Kasap’ın dürüstlüğünden etkilenen subay, onu Fransa’ya götürür ve Kasap Fransa’da Alexandre Dumas’nın kâtibi olur.

Hikâyenin bu kısmı heyecan verici olsa da maalesef uydurma. Anlatının ana kaynağını incelediğimiz zaman karşımıza Mithat Cemal Kuntay’ın üç ciltlik Nâmık Kemal adlı eseri çıkıyor. Buna göre Teodor Kasap’ın başına sırasıyla şunlar gelir:

“Vapurdan İzmir’e çıkan bir Fransız zabiti, bir mağazada bir kumaş beğendi fakat alamıyordu, mağaza sahibi fazla para istemişti. Mağazada çalışan Rum genci Fransız zabitine [kandırılacağını] fısıldadı. Rum genci, mağaza sahibinin akrabasından Teodor Kasap’tı. Acemistan’da babasını, Arabistan’da da ağabeyini kaybettikten sonra, İzmir’de orta mektebi bitirmiş, akrabasının mağazasında çıraktı. Gencin namusu, Fransız zabitinin tesadüfen hoşuna gitmişti. İstanbul’da 1880’de Rumca olarak 15 günde bir çıkan Grafikos Kozmos ismindeki mecmuadan (birinci yıl, s. 203) hülasaten tercüme: ‘Fransa tarihini romanlarıyla yazan Alexander Dumas pere [baba] İstanbul’da çok tanınan, geniş malumatlı ve iyi gazeteci Teodor Kasap’ı yanına hususi kâtip olarak aldı. Teodor Kasap Efendi, Dumas Pere’nin yanında 7 yıl çalıştı. O Teodor Kasap Efendi’yi yanına almakla Yunan fikriyatına kıymet vermiş oldu!”

Kuntay’ın kesin bir şekilde anlattığı bu bilgileri nereden öğrendiğine dair herhangi bir kaynakça yok. Buna rağmen yazılı tarihe gerçekmiş gibi yansıtılmasıysa oldukça üzücü.

Gelelim işin muhtemel gerçeğine. Birinci dereceden taraflardan biri olan Dumas’nın hatıralarında Dumas ile Kasap, kahramanımızın Dumas’ya yazdığı bir mektupla tanışıyor. 

“Bir gün garip bir el yazısıyla yazılmış bir mektup aldım, Akdeniz kıyılarında konuşulan nev [yeni] Fransız lehçede kaleme alınmıştı… Bu uzun metni okumaya başlamadan evvel, hemen ilk olarak imzaya göz attım. Yazar kendini Tehodore Cassape olarak tanıtıyordu ve ben bu iki ismi de daha önce hiç görmemiştim. Yazar 18 yaşında olduğunu, Kapadokya’da, Kayseri şehrinde doğduğunu ve Rum doğumlu ama Türk tebaasından olduğunu yazıyordu. Romanım Monte Kristo’yu Yunanca tercümesinden okuyup benim çok zengin ve kibar biri olduğum kanaatine vardığını da ekliyordu. Bu umutlarla aile efradından bir miktar para toplayıp Fransa’ya gelebilmişti. Yunanca ve Türkçe biliyordu ve bu iki lehçeye bir de Fransızcayı eklemek emelindeydi. Ve eğitimini tamamlayacak bu arzusunu gerçekleştirebilmek için bana müracaat ediyordu. Ona yazdığım cevapta eğitimini kendim tamamlamak için fazla meşgul olduğumu ama beni ziyarete gelirse emellerine nail olmak adına yapabileceklerimi konuşabileceğimizi söyledim. Yunanım ertesi gün kapımda bitiverdi.”

Dumas, Teodor Kasap’ı öğrenmeye hevesli ama cahil biri olarak tanımlar. Onun Paris’teki yaşam masraflarını üstlenir. Kasap, bir pansiyonda kalır ve orada Fransızca öğrenir. 15 ay sonra, artık iyi Fransızca konuşabilen Kasap, Dumas’ya Kapadokya’ya (?) döneceğini söyler. Ayrılırlarken Dumas, bir gün Yunanistan’a gitmeyi planladığını söyleyip Kasap’a ona eşlik etmeyi teklif eder. Kasap, Osmanlı’ya döner.

Aradan birkaç yıl geçer. Takvimler 1859 Mayıs’ını gösterirken Teodor Kasap, tekrar Dumas’nın kapısını çalar. Dumas, bu anı şöyle anlatır: “O tüyü bitmemiş ergenin bu sefer gezgin Yahudi’ninki kadar sakalı vardı.”

DİYOJEN

Bu kez Kasap, Yunanca ve Türkçe tercümanı olarak Dumas için çalışmak ister. Fransız yazar bunu kabul eder. Aradan birkaç ay geçer ve Teodor Kasap’ın hayatında yeni bir dönem başlar. Dumas, İtalyan Bağımsızlık Savaşı’na destek için Giuseppe Garibaldi’nin yanına giderken Kasap’ı da yanına alır. 1860 yılında Dumas ve arkadaşları, çeşitli ülkelere gitmeyi planlasa da sonunda İtalya’ya gider. Orada Garibaldi ve diğer devrimcilerle tanışır, onların mücadelesine destek olmak için silah kaçakçılığı yapar. 1871’de Garibaldi ve arkadaşları zafer kazanır; Birleşik İtalya kurulur.

Kasap’ın İtalya’da yaşadığı deneyimler, Paris’te tanıştığı ve yakın dost olduğu yazar Nâmık Kemal üzerinde de büyük etki bırakır. Kasap, Dumas ve Nâmık Kemal’i bir araya getirir. Birlikte yemek yerler.

1870 yılında Kasap, bilinmeyen bir sebeple Paris’ten İstanbul’a döner. İstanbul’da, entelektüel birikimi sayesinde tanınmış Ziya Paşa ve Ebüzziya Tevfik gibi kişilerle tanışır. Bu sayede, İstanbul’da Tatavla’da (şimdi Kurtuluş) bir okulda Fransızca öğretmeni olur. Daha sonra Diyojen, Çıngıraklı Tatar ve Hayal dergilerini çıkarır.

“Osmanlıcı Rum” olarak bilinen Teodor Kasap, siyasi mizah ve basın özgürlüğü konularında Osmanlı İmparatorluğu’nda önemli bir iz bırakır, Diyojen adlı dergisini 1870 yılında İstanbul’da yayımlamaya başlar. Dergi, Osmanlı yazınında ağdalı bir dilin moda olduğu dönemde sade ve anlaşılır bir dil kullanmayı tercih eder. Menapirzade Nuri, Ebüzziya Tevfik ve Nâmık Kemal gibi önemli yazarlar, yazılarını imzasız ve mizahi bir dille Diyojen’de yayımlar. Dönemin sansür koşulları göz önüne alındığında oldukça riskli bir hareket yapan Teodor Kasap, gazetecilikteki ilk adımını Diyojen ile atmış olsa da bu sadece onun çok yönlü ve renkli hayatının bir parçasıdır.

İtalya’dan Osmanlı’ya, gazetecilikten öğretmenliğe, devrimcilikten yazarlığa kadar birçok alanda iz bırakan Kasap, Osmanlı İmparatorluğu’nun yanı sıra dünya tarihinde de önemli bir yere sahipti. Diyojen, Osmanlı’nın siyasi ve sosyal hayatına dair eleştirilerle doluydu. Bunun bir bedeli vardı: Defalarca kapatılma. Dergi İran Şahı’nın Bağdat ziyaretiyle ilgili bir yazıda “mübalağa” suçlamasıyla bir buçuk ay kapatıldı ayrıca Osmanlı devlet hazinesini ima eden bir ifade kullanılması nedeniyle 12 gün süreyle yayımlanamadı. Bu kapatmalar, Kasap’ı yıldırmadı. Fransa ve İtalya’da öğrendiği yayıncılık taktiklerini Osmanlı’da da uyguladı. Ahmet Mithat Efendi gibi güçlü yazarlarla çalışarak Türkçe okuma yazma bilmese bile etkili bir yayıncılık yapmayı başardı.

Osmanlı’da tiyatro sahnesine de katkılar sağladı. Molière’in Cimri adlı eserini “Pinti Hamit” olarak uyarladı. Bu eser, halk arasında pintiliğiyle ün salmış dönemin prensi II. Abdülhamid tarafından hoş karşılanmadı. Padişah olduktan sonra 1877’de “Matbuat Nizamnamesi” ile mizah gazetelerini yasaklamayı denedi fakat başarılı olamadı.

TEODOR KASAP’IN 1877’DE ÜÇ YIL HAPSE MAHKÛM EDİLMESİNE NEDEN OLAN KARİKATÜR

Dönem hakkında edebiyat tarihçisi İsmail Habib Sevük'e Kasap'ın oğlu tarafından gönderilen mektupta şunlardan bahsediliyor: “Pinti Hamit piyesi basılıp satıl[dığı] ve ilanları da yapılarak tiyatro binası baştanbaşa dolduğu sırada, sonradan reji komiseri olan Nuri Bey, Şehzade Abdülhamid namına Teodor Kasap’a gelip bu ismin değiştirilmesini ve değiştirmezse hakkında hayırlı olmayacağını söylemiş. Hâlbuki basılıp satılmış ve ilanları yapılmış bir piyesin son dakikada isminin değiştirilmesinden bir fayda çıkmayacağı tabii idi.”

Kasap’ın eserleri ve dergileri, dönemin iktidarını rahatsız etse de onun Osmanlı kültür ve sanatına olan katkıları yadsınamaz. Özellikle de Hayal dergisinde yer alan Hacivat ve Karagöz karikatürü gibi eserler, dönemin siyasi atmosferini eleştiren önemli çalışmalarıydı.

O, Osmanlı İmparatorluğu’nda sadece bir gazeteci ve yazar değil, aynı zamanda bir tiyatrocu ve çevirmen olarak da önemli bir rol oynadı. Onun bu çok yönlü kimliği, Osmanlı kültür ve sanat hayatına önemli katkılar sağladı. Ancak başarıları onu sansür ve baskılardan koruyamadı. Yine de Kasap’ın iz bırakan çalışmaları, Osmanlı’da basın özgürlüğü ve kültürel gelişim için önemli birer kilometre taşı oldu.

İstikbal gazetesinin yabancı medyadan farklı bir muamele görmesi, dönemin yabancı ve yerel basına karşı tavrını gözler önüne seriyor. Ona göre, Levant Herald ve başka yabancı menşeli gazetelerin cezasız kalması, yabancı medyanın daha fazla hoşgörü gördüğünü, yerel basının ise daha sıkı bir denetim ve sansürle karşı karşıya olduğunu gösteriyordu. Nitekim gerçekten de durum böyleydi.

Kasap, gazete yatırımı için okurlardan borç istedi. Bu, Osmanlı basın tarihinde oldukça yenilikçi bir adımdı. Kasap’ın toplamaya çalıştığı fonlarla yurt dışından matbaa ekipmanı alması ve gazetesini daha bağımsız bir şekilde yayımlaması, döneminin ötesinde bir girişimcilik örneğiydi. Ancak ödeme yapacağı sözünü verip ödemeyenler yüzünden bunu tam olarak karşılayamadı.

İstikbal gazetesi, Osmanlı döneminde birkaç kez kapatılmasına rağmen her seferinde yeniden yayına girdi. Gazetenin sahibi Teodor Kasap, özgürlük, adalet, meşrutiyet gibi kavramları vurguladı ve Osmanlı’nın birliğini savundu. II. Abdülhamid’in baskıcı yönetimini eleştiren Kasap, 1877’de bir karikatür yüzünden üç yıl hapse mahkûm edildi.

Hapishanede, Ata Bey adlı bir çevirmen tarafından ziyaret edildi. Ondan Türkçe öğrendi. II. Abdülhamid, Kasap’ı etkisiz hâle getirmek için ona bir dergi çıkarmasını ve maaş bağlanmasını teklif etti. Stratejik bir hareketle Kasap, teklifi kabul etti ve kefaletle serbest bırakıldı ancak hemen Avrupa’ya kaçtı.

Burada İstikbal gazetesini yayımlamaya başladı. Avrupa’da da büyük ilgi gören Kasap, Osmanlı İmparatorluğu’nun demokratikleşme sürecine katkıda bulunmayı amaçladı. Hiç beklemediği bir şekilde Abdülhamid tarafından sürgüne gönderilen Mısır Hidivi’nin desteği sayesinde gazetesini kısa bir süre ayakta tuttu fakat vatan hasreti ağır bastı. II. Abdülhamid’in af kararı neticesinde ülkesine geri döndü.

Abdülhamid düşmanını gözünün önünden ayırmadı. Onu sarayında çeşitli mertebelerde görevlendirdi. Buna karşılık o da özellikle polisiye edebiyatta çeviriler yaptı. Alexandre Dumas’nın Monte Kristo Kontu’nu Türkçe’ye çeviren ilk kişi oldu.

Kasap, bağımsız medyanın önemini vurguladı ve bu uğurda önemli adımlar attı. Devlet hazinesinden yardım alan gazetelerin bağımlı ve taraflı hâle gelmesini eleştirdi. Zaten bu yüzden okurlarından borç isteyerek editöryel bağımsızlığını korumaya çalıştı. Ayrıca Nâmık Kemal gibi önemli yazarlara yazılarını yayımlama fırsatı sundu ki bu sayede de basın özgürlüğünü destekledi. Tek başına yenemeyeceğini düşündüğü II. Abdülhamid’in kütüphanecisi olarak sürgün sonrası hayata sessizce veda etti.

KAYNAKÇA

Sungu, İhsan (1999): “Teodor Kasab”, Müteferrika, sayı: 14, s. 40-49.

Üyepazarcı, Erol (2002): “Türk Basınının İlk Mizah Dergilerinden ‘Çıngıraklı Tatar,” Müteferrika, sayı:21, Yaz 2002 -1, s. 27-44.

İz, Fahir (1973): “Kaşâb, Teodor”, IV, 681-682.

Şahin, Seval; Topal, Alp Eren; Benlisoy, Stefo (2022): Çıngıraklı Tatar – Bütün sayılar, İstanbul: İstos Yayınları.

Teodor Kasap
Osmanlı
Osmanlı'da basın
Mizah
Politik mizah
Basın tarihi
Tarih
Sayı 016

BENZER

Mevsimin getirdiği umut ve sevinci, geleceğe dönük belirsizlik bir nebze örseliyor olsa da dışarıda güneş yüzünü gösterdikçe güzel günlerin geleceğine dair inancımız da artıyor.
Milyonların sevgilisi olmuş dünyaca ünlü yıldızların İstanbul söz konusu olduğunda ortak bir noktaları var. Ne mi? İstanbul’a geldiklerinde görmeden edemedikleri, uğramadan dönmedikleri... Moda’da kedilerle dolu bir ev.
İstanbul, şarkılarla yaşıyor. Ağır alaturkalardan en sert rock dokunuşlara, “hafif” pop şarkılardan türkülere her türden örnekte karşımıza çıkan tek şehir belki de... Üstelik izini “ecnebi” şarkılarda sürmek de mümkün. Sadece şehir üzerine yazılan şarkılar bile hatırı sayılır bir külliyata sahip: Üzerine kitaplar yazılacak kadar çok! Semtler, mahalleler derseniz, iş hepten dallanıp budaklanıyor. Neresinden tutarsak tutalım eksik kalacak, şarkıların adını saymaya bile yerimiz yetmeyecek. Yine de adım atmak şart.