Hilafet böyle kaldırıldı

29 Şubat 2024 - 11:49

“Büyük Millet Meclisinin hayırlı ve feyizli elinin Türk Milletinin mukadderatını idareye başladığının beşinci senesini idrak ediyoruz.” 

Mustafa Kemal Paşa, 1 Mart 1924 tarihinde Meclis'in ikinci dönem, ikinci toplantı yılını açarken yaptığı konuşmaya bu cümleyle başlar. 

Mustafa Kemal Paşa o gün gelecek planını açıklar ve özellikle üç konuya vurgu yapar. Öğrenim birliği, ordu-siyaset ve din-siyaset ilişkisi… Sonra der ki: “Millet, Cumhuriyetimizin bugün ve gelecekte bilcümle saldırıdan kesinlikle ve sonsuza değin korunmasını talep etmektedir.”1 

Cumhurbaşkanı’nın bu cümlede “saldırı” sözcüğünü kullanması bilinçli bir tercihtir. Zira Cumhuriyet hem içeriden hem dışarıdan saldırıya uğramaktadır. Konu hilafet ve halife meselesidir. TBMM, 18 Kasım 1922’de Abdülmecid Efendi’yi halife seçmiş, Mustafa Kemal Paşa da görevinin sınırlarını çizmiştir. Yönetimle ilişkisi olmayan, sadece dinsel başkan niteliğinde sembolik bir görevdir artık halifelik. Ne var ki ne halife ne de taraftarları bu sınırda kalmak istemez. İlk tepki 1922 yılında olur. İskilipli Âtıf Hoca yazdığı İslam Yolu’nda halife için “Peygamberin vekili ve halkın padişahı” der ve dünyevi işlere de bakmasını savunur. Ardından 15 Ocak 1923’te Afyon Milletvekili İsmail Şükrü Hoca, Hilafet-i İslamiye ve Büyük Millet Meclisi başlıklı risalesinde halifenin devlet başkanı olması gerektiğini savunur, “Halife meclisin, meclis halifenindir” sloganıyla TBMM’nin üstünlüğüne gölge düşürmeye yeltenir. Mustafa Kemal Paşa inceleme gezisindeyken risaleden haberdar olur, annesinin vefat haberiyle birlikte…

İZMİT KASRI’NDA İLK DEĞERLENDİRME 

Gazi ilk değerlendirmesini 16-17 Ocak 1923’te İzmit Kasrı’nda İstanbul gazetecileriyle görüşmesinde yapar. Ahmet Emin Yalman’ın “Halifenin durumu devlet makinesi üzerinde dini bir mahiyette mi kalacak?” sorusu üzerine Anayasa’ya işaret eder, halifenin siyasal yetkisinin olamayacağını söyler. Dinsel açıdan yaklaşımı çok çarpıcıdır. Vatan evlatlarının sırf din bağı nedeniyle başka milletlerin bağımsızlığı için canını, kanını feda etmesine “hayır” der:2 “… Zannediyor musunuz ki Hintliler, Mısırlılar, Afganlar vesaireler dini bir alaka ile bize bağlıdırlar. (…) Bunların bizden rica ettikleri şey, siz çalışın da biz kurtulalım… Efendim, hilafetten dolayı bana bağlı olma! Yetmiş milyonu kurtarmak için sekiz milyonu da mahva teşebbüs etme!… En felaketli anları geçirdiğimiz zaman ne yaptılar? Bizim aleyhimize gelip, harp ettiler!...”

Bu son cümle düşünce değil, deneyimdir. Paşa’nın Filistin’de, Suriye Cephesi’ndeki deneyimidir. Paşa o gün gazetecilere, “Milletin, yegâne hakiki temsilcisi meclistir... Yani hilafet makamının resmi bir durumu yoktur” der. Halifeye çizilen yetki sınırını hatırlatarak ekler: “Kendisi meşgul olmazsa ve kendisinden menfaat düşünenler yerinden kıpırdamazsa bizce mesele hallolunmuştur.” Müslümanların dinsel işlerini görecek bir makama olan gereksinime de o gün işaret eder. Düşüncesi siyasetten bağımsız bir makamdır. Der ki, “Dinişleri Bakanı [Şeriye Vekili] siyasetin içinde olmamalı, hükümet dışında kalmalıdır. (…) Ayrıca bir büro yaparız.” Vakıflarla ilgili açıklaması Türk milletinin yüzlerce yıllık kaderi sayılan bir gerçeğe işaret eder: “Vakıflar özellikle bizim memleketimizde en önemli servet kaynaklarından birisidir. Dolayısıyla bunu yalnız medreselere bırakmak olmaz. Bu da ileride neticeye bağlanacaktır.”3

MUSTAFA KEMAL PAŞA, RİZE’DE YAŞANAN “MEDRESE” OLAYINI İSMET PAŞA’YA BİR MEKTUPLA BİLDİRİYOR

HALİFE YANLILARINA DIŞ DESTEK GELİYOR 

Mustafa Kemal Paşa kirli propagandalar karşısında halkı aydınlatmayı da gerekli bulur. Kitaplı, broşürlü saldırılara aynı yoldan yanıt verilir. Hoca Şükrü’nün iddiaları “Hilafet ve Hâkimiyet-i Milliye” adlı broşürle çürütülür. 15 Nisan 1923’te ise Vatana İhanet Yasası değiştirilir. Saltanatı kaldıran yasaya ve TBMM’nin meşruiyetine karşıtlık vatana ihanet sayılır. Ne var ki halifeye Türkiye’nin yönetiminde yer ve İslam dünyasında yetki vermek isteyen iç ve dış çevrelerin girişimi Cumhuriyet’in ilanıyla tetiklenir. Kimi paşalar bile halifeyle giderek yakınlaşır, Refet Paşa’nın at hediyesi basında yankı bulur. Bu destekler halifeyi cesaretlendirirken Hindistan’daki İsmailiye tarikatının lideri Ağa Han’la Hintli Emir Ali, Başbakan İsmet Paşa’yla Cumhurbaşkanı’na birer mektup gönderir.4 Daha muhataplarının eline geçmeden 5 Aralık 1923’te Tanin ve İkdam’da, ardından Tevhid-i Efkâr gazetesinde yayımlanan bu mektuplarda onlar “Türkiye’nin gerçek dostları olarak” halifenin Müslüman memleketlerin güven ve saygısına layık bir yere yerleştirilmesini ister. Türkiye’nin iç işlerine müdahale cüretinde bulunurlar. Yanıt, Hâkimiyet-i Milliye gazetesiyle Başbakan İsmet Paşa’dan gelir. Gazete, mektupları yazanların kişilikleri üzerinde durur; Emir Ali, İngiltere Kralı’nın özel danışmanıdır. Ağa Han ise I. Dünya Savaşı’nda Sultan Reşad’ın cihat çağrısına uymayan aksine İngiliz siyasetine hizmet eden isimdir.5 Başbakansa konuyu 8 Aralık 1923’te Meclis’e taşır. Gizli oturumda şahsi mektupların gazetelerde yayımlanmasını eleştirir. Ağa Han’la Emir Ali’nin İngiliz bağlantısını detaylandırır. Sonuçta milletvekilleri gazetecileri yargılamak üzere İstanbul’a bir İstiklal Mahkemesi gönderilmesine karar verir.6 Olaydan sorumlu gazetelerin sahipleri ve müdürleri Vatana İhanet Yasası çerçevesinde yargılanacak ancak kasıt unsuru bulunmadığı için 2 Ocak 1924’te beraat edeceklerdir. Mustafa Kemal Paşa’nın taktiği deyim yerindeyse sivrisineklerle uğraşmak değil, bataklığı kurutmak olacaktır.

ABDÜLMECİD PARA PARA DİYOR… 

Cumhurbaşkanı hemen harekete geçmez. Gelişmeleri dikkatle izler. Beklediği fırsatı halife taraftarları ama özellikle halife yaratır. Başbakan İsmet Paşa, 22 Ocak 1924 tarihinde kendisine Abdülmecid’in kamuoyuna mal olan rahatsızlıklarını ve isteklerini iletir. Halife, İstanbul’a gelen yüksek dereceli devlet görevlilerinin kendisini ziyaret etmemelerinden ötürü büyük üzüntü duyuyormuş ayrıca “Halifelik Hazinesi”nden bahsediyor, harcamalarının bu hazinenin gücünü aştığından bahisle maliye hazinesinden ödenek verilmesini diliyormuş. Cumhurbaşkanı, düşüncesini 23 Ocak’ta telgrafla Başbakan’a bildirir. İki vurgusu vardır. İlki halifenin öne sürdüğü isteklerle ataları olan padişahların izinden gitme arzusunda olduğudur. İkinci vurgusu halifenin yetki talebine ve gösterişli yaşam isteğinedir. “Hilafet makamının, hakikatte ne dinen ve ne de siyaseten mevcudiyetinin hiçbir mana ve hikmeti yoktur.” “Maksat; debdebe ve gösteriş değil, insanca hayat ve geçiminden ibarettir. Hilafetin hazinesi yoktur ve olamaz.”7 Abdülmecid’in Cumhurbaşkanı’na sağlanandan daha fazla ödenek istemesi bardağı taşıran son damla olur.

SON HALİFE ABDÜLMECİD AYASOFYA MEYDANI’NDA

BASININ DESTEĞİNİ ALIYOR 

Mustafa Kemal, İstanbul gazetecilerinin İstiklal Mahkemesi Başkanı İhsan (Eryavuz) Bey aracılığıyla ilettikleri görüşme ricasını fırsat olarak görür. Gazeteciler İzmir’e gelir. Görüşme 5 Şubat 1924 günü yapılır.8 Cumhurbaşkanı gazetecilere “İstanbul’da oturan halife hakkında ne düşünüyorsunuz? Saltanat kaldırıldıktan sonra hilafetin kalmasında tehlike görmez misiniz?” sorularını yöneltir. Aldığı yanıtlar onu memnun etmeyince uzun bir açıklama yapar. Ardından hilafeti kaldırma niyetini açıklar ve kamuoyunun doğru bilgilendirilmesinde desteklerini ister. Gazetecilerin yanıtı olumludur.9 

ÖĞRETİM ÜYELERİYLE MİLLÎ VE LAİK EĞİTİMDE UZLAŞILIYOR 

Cumhurbaşkanı gazetecilerin desteğini almıştır. Sıra eğitim konusunda yapılacak atılıma ve kamuoyu desteği sağlamaya gelir. İstanbul Üniversitesi öğretim üyelerinden bir kurul Eğitim Bakanı’yla görüşmek üzere şubat ayında Ankara’ya gelmiştir. Yapılacak Harp Oyunları nedeniyle İzmir’de bulunan Mustafa Kemal Paşa, Başbakan’dan bu kurul üyelerini de İzmir’e getirmesini ister. Kurul üyeleri 11 Şubat'ta İzmir'e gelir.

Otele yerleştiklerinde davet çağrısını alırlar. Saat 17.00’de Göztepe’deki köşke geldiklerinde Cumhurbaşkanı hemen konuya girer. “Terbiye dini mi olmalı yoksa milli mi olmalı?” diye sorar. Rektör Ismayıl Hakkı (Baltacıoğlu) Bey, “Terbiye milli olmalıdır” yanıtını verir. Devletin, toplumsal bir kurum olan dini, okullarında okutmak zorunda olmadığını vurgular. Türk inkılabı eğitim kurumlarını laikleştirmelidir, der. Cumhurbaşkanı yeni bir soru yöneltir. Acaba halk, eğitimin laikleştirilmesini nasıl karşılayacaktır? Ismayıl Hakkı Bey Türk halkının gerçekçi ve “pozitif kafalı” olduğuna işaret ederek “Çok iyi kabul edecektir” der. Mustafa Kemal Paşa bu söylemleri soyut bulur. Somut veri ister. Ismayıl Hakkı Bey, 1908 yılından beri erkek ve kız öğretmen okullarında yaptığı anketin sonuçlarını sununca Gazi memnun olur. O gün öğretim üyelerinin tamamı laik eğitimde uzlaşır.10

HARP OYUNLARI VE KARAR 

Cumhurbaşkanı 15-20 Şubat 1924’te yapılan Harp Oyunları sırasında Başbakan İsmet (İnönü), Millî Savunma Bakanı Kâzım (Özalp) ve Genelkurmay Başkanı Fevzi (Çakmak) paşalarla da uzlaşmaya varır. 21 Şubat gecesi Ali Fuat Paşa’dan da tam destek alır. Ordunun girişilecek devrime desteğini esirgemeyeceği netleşir. 23 Şubat günü Ankara’ya döner. 1 Mart 1924 tarihli Meclis’i açış konuşmasında öğretim birliği, ordunun ve dinin siyaset dışı kalması ve hilafetin geleceği konularındaki düşüncelerini gerekçeleriyle açıklar.11 Meclis’ten de yasal adımları hızla atmasını ister. 2 Mart 1924 tarihinde Başbakan İsmet Paşa’nın başkanlığında toplanan Halk Fırkası Grubu’nda yasa önerileri özgürce tartışılır. Karşı ya da kısmen karşı görüşler burada ele alınır. Yasa önerileri uzlaşmayla Meclis’e sunulur.12

3 MART 1924’TE YAPILAN TARİHÎ OTURUMUN BAŞKANI FETHİ (OKYAR) BEY’Dİ

HARP OYUNLARI VE KARAR 

Cumhurbaşkanı 15-20 Şubat 1924’te yapılan Harp Oyunları sırasında Başbakan İsmet (İnönü), Millî Savunma Bakanı Kâzım (Özalp) ve Genelkurmay Başkanı Fevzi (Çakmak) paşalarla da uzlaşmaya varır. 21 Şubat gecesi Ali Fuat Paşa’dan da tam destek alır. Ordunun girişilecek devrime desteğini esirgemeyeceği netleşir. 23 Şubat günü Ankara’ya döner. 1 Mart 1924 tarihli Meclis’i açış konuşmasında öğretim birliği, ordunun ve dinin siyaset dışı kalması ve hilafetin geleceği konularındaki düşüncelerini gerekçeleriyle açıklar.11 Meclis’ten de yasal adımları hızla atmasını ister. 2 Mart 1924 tarihinde Başbakan İsmet Paşa’nın başkanlığında toplanan Halk Fırkası Grubu’nda yasa önerileri özgürce tartışılır. Karşı ya da kısmen karşı görüşler burada ele alınır. Yasa önerileri uzlaşmayla Meclis’e sunulur.12

Vakıfların yönetimi bir genel müdürlük olarak Başbakanlığa bağlanır. Yine Başbakanlığa bağlı ve askerlik konularıyla ilgilenmek üzere bağımsız bir Genelkurmay Başkanlığı örgütlenir. Müslüman vatandaşların inanç ve ibadet işlemleriyle ilgilenmek ve din kuruluşlarını yönetmek için de Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı kurulur.13 Böylece Türk devlet sistemi içinde fetva verecek herhangi bir organ kalmaz. Türkiye Cumhuriyeti laik kimlik kazanır. 1928 yılında Anayasa’dan “Devletin dini İslam’dır” hükmünün çıkarılması ve 1937’de laiklik ilkesinin eklenmesi, 3 Mart 1924 tarihinde atılan büyük adımın bütünleyicisi olacaktır. 

ÖĞRENİM BİRLEŞTİRİLİYOR, EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTLİĞİNİN TEMELİ ATILIYOR 

O gün görüşülen ikinci yasa önerisi Manisa Milletvekili Vasıf (Çınar) Bey’le 58 arkadaşının14 imzasıyla sunulan Tevhid-i Tedrisat yani öğrenimin birleştirilmesi hakkındadır. Öneri sahiplerinin gerekçelerinde yaptıkları vurgu önemlidir. Derler ki “Bir ulus bireyleri ancak bir eğitim görebilir; iki türlü eğitim bir memlekette iki türlü insan yetiştirir. Bu ise duygu ve düşünce birliğine ve dayanışma amaçlarına tamamıyla aykırıdır.” Bu saptamalarıyla aslında yasanın ulus-devleti perçinleyecek, eğitimde fırsat eşitliğini sağlayacak bir etken olduğuna da işaret ederler. Önerileri yasalaşır (Yasa No. 430). Böylece meslek okulları dışında bütün bilim ve öğretim kurumları; vakıflarca yönetilen medreseler, yetimevleri (Darüleytam), askerî ortaokul ve liseler Eğitim Bakanlığı’na bağlanır. Bakanlığa yüksek din uzmanları yetiştirmek için üniversite bünyesinde bir İlahiyat Fakültesi kurma yetkisi verilir ayrıca yalnızca imamlık, hatiplik gibi dinsel hizmetleri görecek memurların yetiştirilmesi için okullar da açılacaktır. 9 Mart 1924’te yasanın yürürlüğe girmesiyle Eğitim Bakanı İsmail Safa (Özler) Bey’in de vurguladığı gibi “Bakanlığın bundan sonraki değişmez hedefi Cumhuriyet’in ruhuna uygun bir eğitim olacak, Türkiye’de bundan sonra tek bir terbiye, tek bir mektep, tek bir öğretim” geçerli kılınacaktır.15 Yasa yürürlüğe girdikten sonra 29 imam-hatip okulu ve ilahiyat fakültesi açılacak, işlevsizleşen medreseler kapatılacak, 22 Nisan 1925’te yasada yapılan değişiklikle askerî ortaokul ve liseler yeniden Millî Savunma Bakanlığı’na bağlanacaktır.

Cumhurbaşkanı der ki: “Eğitim ve öğretimi birleştirmedikçe aynı düşüncede, aynı anlayışta bireylerden oluşan bir millet yapmaya olanak aramak olmayacak bir şeyle uğraşmak olmaz mıydı?” İşte bu nedenle, 18 Eylül 1924’te Rize’de medreselerin yeniden açılmasını isteyen iki müftüye “Şimdiye kadar geri kalmamızın en büyük etkeninin ne olduğunu biliyor musunuz? Hayır, medreseler açılmayacaktır!” yanıtını verecek, ardından valiye dönerek şu cümleyi kuracaktır: “Bu adamlar burasını İran gibi mi yapmak istiyorlar?”16

II. MEŞRUTİYET DÖNEMİNDE BİR MAHALLE MEKTEBİ’NİN DERSHANESİ (FOTOĞRAF: NECDET SAKAOĞLU ARŞİVİ)

HİLAFET KALDIRILIYOR 

Urfa Milletvekili Şeyh Saffet Efendi ile 53 arkadaşının17 “Hilafetin Kaldırılmasına ve Osmanlı Hanedanının Türkiye Dışına Çıkarılmasına Dair” yasa önerisinin gerekçesinde ise üç özellik vurgulanır: 

>> Hilafet makamının varlığı Türkiye’yi iç ve dış siyasette iki başlı olmaktan kurtaramamıştır. 
>> Tam bağımsızlık ve ulus egemenliği ilkeleriyle yükselen Türkiye’nin siyasal hayatında “açık ya da gizli” bir ortak kabul etmesi olanaksızdır. 
>> Ülkeyi çöküntüye sürükleyen hanedanın şimdi “halifelik elbisesi” ile millet ve memlekete yeni tehlikeler yaratmasına izin verilmeyecektir. 

Yasanın geneliyle ilgili tek karşı duruş Gümüşhane’den bağımsız Milletvekili Zeki (Kadirbeyoğlu) Bey’den gelir. İslam birliğini savunan Zeki Bey, ülkenin onca sorunu çözüm beklerken hilafet konusunun zamanı henüz gelmemiştir, der. “Saltanata değil kişilere düşman” olduğunu vurgular, ardından Meclis’i yetkisiz olarak tanımlayıp seçimlerin yenilenmesini isteyince Meclis karışır. Milletvekilleri hilafetin kaldırılma zamanının “çoktan geçmiş” olduğunu haykırır.18 Ardından maddelerin görüşülmesine geçilir. Halifenin düşürüldüğüne, hilafet makamının kaldırıldığına hükmeden ilk madde görüşülürken Kastamonu Milletvekili Dadaylı Halit Bey, cuma namazının halifesiz kılınamayacağına yönelik yaygın inanışa dikkati çeker, her ne kadar kendisi inanmasa da “Halifelik kaldırılmıştır” yerine “TBMM’nin manevi kişiliğinde vardır” demenin doğru olacağını vurgular. Onun bu çıkışına Tunalı Hilmi Bey’in yanıtı nettir: “O inanışı değiştireceğiz, bundan böyle halkı aldatmak yok.” Maddeye yönelik uzun ve açıklayıcı konuşma Adalet Bakanı Seyit Bey’den gelir. Gerçekten tarihî bir konuşmadır. Özetle der ki: 

>> Halifelik sorunu dinsel olmaktan çok dünyaya ilişkindir. 
>> İnanç sorunu değildir, millete ait bir hukuk ve kamu işidir. 
>> İslam’da her imam halife değildir. Halife seçiminin nasıl yapılacağını belirten bir hadis de yoktur. 
>> Halifelik, halife olan kişiyle toplum arasında yapılmış bir tür sözleşmedir ve toplum karar verince sözleşme geçersiz olur. 

Seyit Bey bir gün önce Halk Fırkası Grubu'nda yaptığı konuşmada da "Halifelik, halifelik diye çökmüş, yoksullaşmışız. Artık yürüyelim" demiştir. 3 Mart 1924 tarihinde Başbakan İsmet Paşa da etkileyici bir konuşma yapar. Yozgat Milletvekili Süleyman Sırrı Bey ise Meclis’e 16 Haziran 1920 tarihli belge sunar. Belge, Kuva-yı Milliye’nin ezilmesi için kurulan Hilafet Ordusu mensuplarına maaş olarak verilmek üzere Yozgat Ziraat Bankası’ndan beş milyon kuruş alındığına dairdir. Sırrı Bey bir daha böyle belgelerle karşı karşıya kalmamak için hiç duraksamadan maddenin kabulünü ister. Trabzon Milletvekili Muhtar Bey'in hanedan kadınlarının yurt dışına çıkarılmamasını isteyen teklifi ise kabul edilmez.19 Yasa önerisinin geri kalan maddeleri üzerinde tartışma yaşanmaz. Öneri, yasalaşır (Yasa No. 431). Böylece sanı elinden alınan halifeyle Osmanlı hanedanının erkek, kadın bütün üyeleri, kadınlardan doğanlar ve damatlar Türkiye Cumhuriyeti topraklarında ikamet etme hakkından sonsuza değin mahrum bırakılır. On gün içinde ülkeden çıkarılmaları kabul görür. Türk vatandaşlığı sıfat ve hukukları son bulur. Türkiye’de gayrimenkul edinemeyecekler, var olanları da bir yıl içinde tasfiye edeceklerdir. Padişahlık yapmış olanların malları ise millete geçmiş sayılır. Yurt dışına çıkışlarından önce bir defaya özgü kendilerine hükûmetçe belirlenecek meblağlar verilecektir.20

SON HALİFE ABDÜLMECİD 1939 YILINDA TAŞINDIĞI PARİS’TE 23 AĞUSTOS 1944’TE HAYATINI KAYBETTİ (FOTOĞRAF: GALLICA FRANSA ULUSAL KÜTÜPHANESİ)

SÜRGÜNDE ABDÜLMECİD… 

Böylece halifeliği sona eren Abdülmecid Efendi iki eşi, oğlu, kızı ve yardımcılarıyla birlikte 4 Mart 1924 tarihinde ülkeden çıkarılır. İstanbul Valisi kendilerine pasaportlarıyla birlikte 2.000 sterlin verir. 9 Mart’ta İsviçre’ye yerleşirler. Ülkeden ayrılmadan önce “Yabancıların ihtiraslarına alet olmayacağım” diyen Abdülmecid sözünde durmaz. Hilafetin bütün Müslümanları temsil ettiği iddiasını sürdürür, TBMM’nin tek yanlı olarak kaldıramayacağını söyler. Oysa TBMM onu halife seçtiğinde bu iddiası hiç aklına gelmemiştir. 15 Mart’ta ise L’illustration dergisinde “İki yüzyıllık geri kalmamızı iki yılda ortadan kaldırmak istiyorlar” diyerek devrimcileri eleştirir ama bu arada iki yüzyıllık geri kalmışlığı da onaylar. Abdülmecid ve ailesi o yıl Fransa-Nice’e yerleşecek, Abdülmecid 1939 yılında taşındığı Paris’te 23 Ağustos 1944’te yaşamını yitirecektir. O güne değin önce Vahideddin’le hilafet yarışına girişecek, o yaşamdan ayrılınca hanedanın erkek üyeleriyle iktidar savaşı verecek, bu savaşı verirken firari ya da sürgün Türklere, onların kurdukları cemiyetlere, Taşnak Ermenilere maddi ve manevi destek vermekten geri kalmayacaktır. Özetle iktidar hırsı İstanbul’da olduğu gibi sürgünde de yaşamını kuşatacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti ise Atatürk’ün önderliğinde demokratik hukuk devletinin temellerini atacak, Türkiye'nin çağdaş ve onurlu bir yaşam sürmesi amacıyla devrimlerini gerçekleştirecek, bu devrimlere karşı olanların din kisvesine bürünerek çıkardıkları ayaklanmaları da Cumhuriyet ordusunun gücü, Türk milletinin desteğiyle hükümsüz bırakacak, uygar dünyada hak ettiği onurlu yerini alacaktır.

DİPNOT

1 TBMM Zabıt Ceridesi (ZC), D. II, c. 7, s. 3. 
2 (2004): Atatürk’ün Bütün Eserleri (ATABE), İstanbul: Kaynak Yayınları, c. 14, s. 265. 
3 ATABE, c. 14, s. 291-292. 
4 TBMM GCZ, c. 4, s. 314. 
5 Hâkimiyet-i Milliye’deki makaleler için bkz. “Tahrikât Hariçten de Başlıyor. Dikkat!”, 9 Aralık 1923. “Ağa Han ve Emir Ali Cenablarına Tavsiyelerimiz”, 12 Aralık 1923; “Ağa Han Kimdi, Ne Oldu?”, 14, 16, 17, 19, 20, 21, 24, 26 Aralık 1923. 
6 TBMM GCZ, c. 4, s. 314-328.
7 (2004): ATABE, İstanbul: Kaynak Yayınları, c. 16, s. 199-200.
8 Toplantıya Akşam’dan Necmettin Sadak, İkdam’dan Ahmet Cevdet, İleri’den Suphi Nuri, Tercüman-ı Hakikat’ten Hüseyin Şükrü, Tanin’den Hüseyin Cahit ve İsmail Müştak, Vatan’dan Ahmet Emin Yalman, Vakit’ten Ahmet Asım Us katılmıştır. ATABE, c. 16, s. 193-194, 207.
9 ATABE, c. 16, s. 207-208.
10 Katılanlar; Hukuk Fakültesi Dekanı Aynizade Tahsin, Tıp Fakültesi Dekanı Dr. Vasfi, Fen Fakültesi Matematik hocası Şükrü (Sayan) beylerdir. ATABE, c. 16, s. 232-233, dipnot 2.
11 TBMM ZC, D. II, c. 7, s. 3-6.
12 Grup tartışmaları için bkz. Yücel Demirel-Osman Zeki Konur (Haz.) (2002): CHP Grup Toplantısı Tutanakları (1923-1924), İstanbul: Bilgi Üniversitesi Yayınları, s. 393 vd.
13 TBMM ZC, D. II, c. 7, s. 17, 21-23.
14 TBMM ZC, D. II, c. 7, s. 25.
15 Abdurrahman Çaycı (1995): “Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun (Öğretimin Birleştirilmesi Yasası) Atatürk İnkılapları İçindeki Yeri ve Önemi”, “Türkiye Cumhuriyeti’nin Laikleşmesinde 3 Mart 1924 Tarihli Kanunların Önemi Paneli”, Ankara, s. 29.
16 Fethi Tevetoğlu, “Atatürk’ün Toplanmamış Yazıları”, Belleten, 211, s. 1169.
17 TBMM ZC, D. II, c. 7, s. 28.
18 TBMM ZC, D. II, c. 7, s. 32-34.
19 TBMM ZC, D. II, c. 7, s. 40-67.
20 TBMM ZC, D. II, c. 7, s. 68-69.

Hilafet
Hilafetin kaldırılması
Tevhid-i Tedrisat
Abdülmecid
Diyanet İşleri Başkanlığı
Cumhuriyet tarihi
Tarih
Mustafa Kemal Atatürk
İsmet İnönü
TBMM
Cumhuriyet
Şaduman Halıcı
Sayı 017

BENZER

Bu sene mart-nisan aylarına denk gelen ramazanı iftar geleneğinden hareketle gündeme getirmek istedik. Türk-Osmanlı mutfağının benzersiz lezzetlerini en mükemmel şekilde sunan ve İstanbul’da iftar sofrası denince akla ilk gelen mekânlardan biri olan Üsküdar’daki Kanaat Lokantası’nı merkeze aldık, oradan Tarihî Yarımada’ya uzandık.
Şehirde tek başınıza koşuya çıkmaktan çekiniyor veya koşmak isteyip de bir türlü harekete geçemiyor olabilirsiniz. Bu deneyimi sadece merak ediyor da olabilirsiniz. Sizi isteğinizi hayata geçirmekten neyin alıkoyduğunun bir önemi yok çünkü bu koşu gruplarıyla tanıştıktan sonra fikriniz değişecek, motivasyonunuz artacak.
Hizmete sunulduktan iki ay sonra kullanıcı sayısı 100 milyonu geçen yapay zekâ ürünü ChatGPT’nin 2023 yılındaki yolculuğunu, neden olduğu gelişmeleri ve geldiği noktayı anlattık.