İstanbul metrosundan yükselen sesler

Fotoğraf
Koray Berkin
26 Şubat 2024 - 11:24
MERT ULU

Kabin memurluğundan metro performanslarına 

MERT ULU

“1978 doğumluyum. Uzun yıllardan beri müzikle ilgileniyorum. Müziğin hayatıma girmesi, 14-15 yaşlarındayken annemin bana getirdiği Elvis Presley kasetiyle oldu. Sonra yine annemin gitar almasıyla gitar girdi hayatıma. Anneannemin o dönem ‘Keşke ud çalsaydın evladım’ diye sitemde bulunduğunu hatırlıyorum. 

Gitarla birlikte Elvis şarkıları söyleye söyleye içimde büyük bir Elvis hayranlığı oluştu. Sonra Beatles, Tom Jones, Frank Sinatra geldi. 

2016 yılında rahmetli olan, Türkiye’nin en iyi gitar yapımcısı Murat Sezen’in atölyesinde takılıyorduk bir dönem. Türkiye’nin en iyi müzisyenleriyle tanıştım orada. 20 yaşlarındaydım. Orada tanıştığım ekiple rock’n roll ve blues çalmaya başladım sahnelerde. Sonra 99 depremi oldu ve her şey bitti, grup işleri o noktada bitti. Sonra buralarda tek başıma çalıp söylemeye başladım. 

Bir hava yolu şirketinde kabin memuru olarak çalışıyordum. Bir gün uçuşta ağır bir türbülansa girdik ve bende o günden sonra uçuş korkusu başladı. Uzun yıllar bu korkuyla uçtum hep. Yine o dönem birlikte çalıştığım bir kabin memuru arkadaşımın metrolarda müzik yaptığını öğrendim, onun sayesinde bu işten haberim oldu. ‘30 yaşından sonra utanırım öyle şeyler yapmaya’ dedim en başta. 

Başlarda haftada sadece bir gün çalıyordum metrolarda, diğer günlerde yine uçuyordum. Metroda çalmaları yavaş yavaş arttırdım ve en sonunda uçuş memurluğunu bırakarak tamamen metrolarda müzik çalmaya başladım.

Tek gitarla şarkı söylüyordum, bir dönem sadece enstrümantal çaldım. Şimdi de klarnetçi Kadir Abi’yle birlikte haftanın üç günü Osmanbey Metrosu'nda müzik yapıyoruz. Durağa göre şarkı listemizde küçük oynamalar yapıyoruz.

İnsanların koşturarak hiç ilgilenmeden önümden geçip gitmeleri motivasyonumu düşürmüyor. Çünkü o ilgisizliğin benim performansımdan kaynaklanmadığını biliyorum. Geçenlerde YouTube’da bir sosyal deney izledim. Dünyaca ünlü bir kemancı Avrupa’da bir metroda çalıyor ve hiç kimse onu tanımıyor, müziğiyle de ilgilenmiyor. Ama sonuçta dünyanın en önemli kemancılarından biri. 

Ülkemizde gündem ne yazık ki sık sık değişiyor, terör var, hayat pahalılığı var. İnsanların morali bozuk hâliyle. Bu durum bahşişlere de yansıyor tabii. Ama mesela havanın güzel olduğu zamanlarda insanların da keyifleri yerinde oluyor. Bu da bahşişlerimize pozitif yönde yansıyor.”

KADİR SEPETÇİ

Metrolarda çalmaya başlamasaydım klarneti bırakabilirdim

KADİR SEPETÇİ 

“71 yaşındayım. Klarnet çalmayı çocukluğumda babamdan öğrendim. Gençliğimde çok fazla iş yaptım, o dönemin önemli insanlarının arkasında klarnet çaldım: Alaeddin Yavaşça Abim, Sevim Tanürek Ablam, Ahmet Özhan… Alaeddin Yavaşça ve Sevim Abla beni çok severdi. Çok iyi klarnet çaldığımı söylerlerdi, benden hep övgüyle bahsederlerdi. O zamanlar bu kadar çok klarnetçi yok, iyi klarnetçi de çok az.

Gazinoların kapanmasıyla birlikte işle ilgili sıkıntılar yaşamaya başladım. İçkili yerlerde çalmak da istemedim çünkü zamanında öyle yerlerde çok çaldım, çok da içki içtim. Bu yüzden artık çalmak istemedim. Tansiyon hastasıyım, dört kere kalp krizi geçirdim. Gece hayatını artık bünyem kaldırmıyordu. 54 yaşında bütün gece hayatını; gazinoları, pavyonları, içkili yerlerin hepsini bıraktım. Düğünlerden de çok bıkmıştım. Eskiden düğün olurdu, memlekete giderdim, üç gün üç gece çalardım. O kadar zaman klarnet çalmak kolay iş değil yani. Çalmaktan değil de insanlara meram anlatmaktan bıkmıştım artık. 

Diyeceğim o ki eğer metrolarda çalmaya başlamasaydım klarneti bırakabilirdim. Allah razı olsun bu metroyu yapanlardan. 

Metroda aslında sadece kendime çalıyorum, buradan geçen kardeşlerimiz, ablalarımız, bacılarımız, çocuklarımız hepsi çok eğleniyor. ‘Harikasınız’ diyorlar. Son dönemde gitarcı Mert kardeşimle birlikte çalıyoruz. Çok beğeni alıyoruz. Bu da beni çok mutlu ediyor. 

İnsanların kışın hava soğukken daha içlerine kapanık olduğunu fark ediyorum. Ellerini ceplerinden çıkarmak istemiyorlar, hak veriyorum onlara. Ama metro bile olsa yazın insanlar daha mutlu, keyifli oluyor.

MERT ULU VE KADİR SEPETÇİ BİR SÜREDİR BİRLİKTE ÇALIYORLAR

İlginç olayımız eksik olmaz. Buradan gelip geçerken müziğimizi duyup beğenenler düğünlerinde çalmamız için çağırıyorlar mesela. Çok samimi şeyler de oluyor. Geçen Taksim Metro’da çalarken bir genç kız kardeşim müzikten çok etkilendi, hüngür hüngür ağladı ve sonra da gelip ‘Bu kadar güzel çaldığınız için çok teşekkürler’ dedi. Bunlar beni çok mutlu ediyor. Eğer klarnet çalmazsam hasta olurum zaten. Oğlum da klarnetçi. Onu da klarnetçi yaptım. Daha beş yaşındayken öğretmeye başladım ona. O da şu anda birçok sanatçının arkasında çalıyor. Hâlâ bana der ki ‘Baba, ben senin kadar çok klarnet çalsam dünyanın en iyi klarnetçisi olurum.’ Ben de ona ‘Aşkla çalıyorum ve hâlâ annene âşığım’ diyorum (Birkaç yıl önce vefat eden eşinin fotoğrafını cüzdanından çıkarıp gösteriyor.).”

BAHRETTİN PİÇAKÇI

Metroda her memleketten insan var

BAHRETTİN PİÇAKÇI 

“Bendeniz Artvin’in bağlarından Yusufeli köylerinden kalkıp İstanbul’a gelen Bahrettin Piçakçı. P ile. Babam II. Dünya Savaşı zamanında çok sevdiği bir generalin ismini vermek istemiş ama becerememiş. Nüfus memuru da yanlış anlamış, adım Bahrettin olmuş. Soyadım da Bıçakçı ama o da söylendiği gibi yazılmış, olmuş Piçakçı. 

64 yaşındayım. Tulum çalmaya küçükken, dağlarda çobanlık yaparken başladım. Üç-dört tane hayvanımız vardı. On tane kadar da köylülerin hayvanı vardı. Onlara çobanlık yapıyordum. Tulumu da o zaman kendi kendime öğrendim. 

Sonra bir işe ihtiyacım olunca kendimi geliştirdim. Üç tulumcu kardeş komşum vardı. Onlara baka baka, onları dinleye dinleye öğrendim.

Askerden sonra İstanbul’a geldim, 87’de. Biraz çalıştıktan sonra kendi ticarethanemi açtım. Beş-altı kişi çalışıyordu yanımda. 2001 krizinde sıfırlandım, tekrar başa döndüm. Genç yaşımda patron olduğum için sanırım, başkalarının yanında işçiliği beceremedim. Psikolojim bozuldu. 

17 yıl önce metrolarda tulum çalmaya başladım, bu sayede hayatta kaldım. 

Tabii bu arada çalmayı da çok ilerlettim. Konserlerde de çaldım, belediyelerin organizasyonlarına çok katıldım. Anadolu’da çok yerde çaldım. Bazı sanatçıların arkasında çaldım. 

Metroda çalmak büyük rahatlık. Aklıma bir şarkı geliyor, normalde tulumla çalınmayan bir şarkı. Kafama takıyorum, onu çok güzel çalmayı öğreniyorum. Kimse ‘Niye bunu çalıyorsun, neden şunu çalmıyorsun?’ demiyor. Repertuvarımı çok geliştirdim. 

Burada müzik yapmayı hiçbir şeye değişmem. Ne paraya ne ünlü olmaya… Bunun zevki başka. İnsanlar seni pürdikkat dinliyor, fotoğraf çektiriyor, sana seni beğendiklerini söylüyorlar. Düğünlerine, nişanlarına, kına gecelerine, bunlar gibi özel günlerine çağırıyorlar, gidiyorum ben de. 

Metroda her memleketten insan var. Tulum aslında sadece Rize’nin ve Artvin’in bir kısmında kullanılır, oralara özgüdür ama ben bütün yörelerin türkülerini tuluma uyarladım. Ege, İç Anadolu, Trakya… Hepsini çalıyorum. Herkes de çok memnun kalıyor. Ama artık yaşlandım. Yeterlilik belgesi almaya çalışıyorum, tulum hocalığı yapacağım Artvin’de.”

MUTLU SEVİNÇ

Önümde çok fazla evlilik teklifi oluyor

MUTLU SEVİNÇ 

“32 yaşındayım. Yedi yaşından beri müzikle iç içeyim. Müziğe yatkınlığımı keşfetmem ve annemin bunu fark etmesi, farklı bir ses rengim olduğunu söylemesiyle başladı her şey. Saksafon çalmaya 21 yaşında üniversite son sınıftayken başladım. Öncesinde şarkı söylüyordum ve gitar çalıyordum. Gitarda sadece ritim atıyordum. Rock, Anadolu rock, Türkçe rock dinledikçe gitara ilgim daha da arttı. Zamanla daha da hâkim oldum ve bir dönem geldi, günde 12 saat gitar çalışıyordum. 

Artık müzikten para kazanmaya başlamıştım ama bir süre sonra herkesin iyi kötü gitar çaldığını fark ettim. Benim için gitar çalmanın pek bir esprisi kalmamıştı. 

Sokak çalgıcılığı yaparken yağmur yağdığında gitar çok zor oluyordu. ‘Başka bir enstrüman çalsam’ diye düşündüm o zaman. Şöyle metal bir enstrüman olsun ki yağmurlu havalarda problem çıkmasın… Trompet ve saksafonu düşündüm o zaman. Önce trompeti denedim ama sonra saksafonda karar kıldım. 

2010’dan 2017’ye kadar sokaklarda çaldım. 2017’de İBB’nin Facebook sayfasında metroya yeni müzisyenler alınacağı ilanını gördüm. O dönemde çok fazla Charlie Parker çalıyordum. Sınavına girdim ve kazandım. Bir süre çalıştıktan sonra çeşitli fikir ayrılıkları yüzünden bırakmak zorunda kaldım. İki sene dışarıda çaldım, sonrasında yeniden metro müzisyenliğine başladım. 

Sokakta çalmakla metroda çalmak arasında farklılıklar var. Sokakta yazın sıcak kışın soğuk oluyor, yağmur yağıyor, istemediğin kişiler musallat olabiliyor. Burada çok rahatım, insanlar da ilgiyle dinliyor. Semte göre farklılıklar oluyor tabii. Bence en iyi durak Osmanbey. Mecidiyeköy mesela çok kozmopolittir, her tarzda insan vardır. 

Benim bir tarzım var, hep kendi tarzımda çalıyorum. 

Metroda, önümde çok fazla evlilik teklifi gerçekleşti. Bunlar güzel şeyler.”

İstanbul
İstanbul metrosu
Metro müzisyenleri
Müzik
Osmanbey
Osmanbey metrosu
Levent
Levent metrosu
Sayı 017

BENZER

3 Kasım 1890 tarihinde hizmete giren Sirkeci Garı, İstanbul’da inşa edilen iki büyük gar yapısından biri ve kenti Avrupa’ya bağlayan Rumeli demiryollarının başlangıç noktasıydı. Batılı seyyahlardan yabancı devlet adamlarına, Balkan Savaşı sırasında cepheye yollanan Mehmetçiklerden çalışmak için Almanya’ya giden Türk işçilere, Hitler faşizminden kaçan Yahudi bilim adamlarından Türkiye’yi ziyaret eden dünyaca ünlü sanatçılara kadar sayısız kişinin yolu, doğu ile batıyı birleştiren Sirkeci Garı’ndan geçmişti.
Sayıları gün geçtikçe azalsa da muhtelif sebeplerden ötürü şehre eşit dağılamasalar da halen girip kitap koklayabileceğimiz, saatlerce dolaşıp kendimizi kaybedebileceğimiz, zihnimizi renklendirip ruhumuzu dinlendirebileceğimiz bağımsız kitabevleri var İstanbul’da. Aslında her semtte olmalı. Çünkü kitap okumak, iyi insan olmanın birinci şartı olan empatiyi besler: Kitabevini yaşatan semtlerde ev tutarsanız iyi komşu şansınız yükselir!
Foto muhabiri Faik Şenol’un (1912-1981) binlerce fotoğraftan oluşan koleksiyonu geçtiğimiz yıl İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından koruma altına alınmıştı. Biz de İST’in her sayısında büyük üstadın objektifinden İstanbul’un anılarla yüklü geçmişine bir yolculuk yapıyoruz. Bu sayımızda Faik Şenol’un deklanşöre bastığı ‘o an’ın tanıklığını Hikmet Feridun Es’in güçlü kaleminden okuyoruz.