"Yaşamımla, seçtiklerimle, keşkelerimle buradayım…"

29 Şubat 2024 - 09:59

“Akasyalar Açarken girdi hayatımıza Filiz Akın ve ekrandan kalplerimize akarak girdi. Hayatımıza gireli 62 yıl oldu. Duvarların en güzel yerinde, aynaların en aydınlık köşesinde beyaz perdenin sonsuz ışığında hep onun resimleri vardı, hâlen var. (…) Yeşilçam’da zarafetin ve asaletin simgesidir Filiz Akın ve hep öyle kalacaktır.” 

Filiz Akın için hazırlanan biyografi kitabında böyle diyor eski Datça Belediye Başkanı Şener Tokcan. Her bir sözcüğüne bire bir katıldığım bu tanımlamaların ardından Sevgili Filiz Akın’a sorularımı yöneltiyorum…

(SOLDAN SAĞA) KAYHAN YILDIZOĞLU, NECDET TOSUN, CÜNEYT ARKIN, FİLİZ AKIN, MÜRÜVVET SİM VE SAMİ HAZİNSES ACI HAYAT FİLMİNDE, 1973

Kariyerinizde yapı taşı olmuş isimleri, dönüm noktalarını sorsak neler dersiniz?

Sinemanın deneyimli yönetmen ve yapımcıları, “sarışın” ve kolejli olmamdan dolayı beni ilk başta entelektüel, soylu, zengin bir kategori içinde değerlendirdi. Sinemamızın o dönem kadın oyunculara uygun gördüğü pasifliği, duygusallığı, masumiyeti bana da uygun gördüler. Yalnızlığa yakışan bir tavrım ve duruşum olduğu söylenirdi, bu da benim hoşuma giderdi… Memduh Ün'le ilk karşılaşmam [Akasyalar Açarken] çok kıymetlidir... Memduh Bey’in yanı sıra oyuncu kadrosundaki arkadaşlarım Cüneyt Arkın, Tanju Gürsu, Pervin Par, Özden Çelik, Mümtaz Ener ilk filmin zorluğu içinde bana destek olup kucak açtılar. Gurbet Kuşları kariyerimin en önemli yapı taşlarından biridir. Atıf Yılmaz’la çektiğimiz Utanç mesela önemli bir filmdir. Bende iz bırakmıştır… Kadir İnanır’la bu filmin çekimleri sırasında set arkadaşlığı konusunda birbirimize destek olmuştuk ama onun öncesinde Ankara Ekspresi filminde birlikte rol almıştık. Sevgili Ediz Hun’la başrolü paylaşırken Kadir daha yeni ve genç oyuncu olarak aramıza katılmıştı… Ve elbette Yılmaz Güney’li Umutsuzlar… Hayatımın en önemli filmi belki de. Yılmaz’ın yönetmenliği, sıra dışı yönetmen bakışı, beni bezgin hâle getirene kadar uyguladığı taktiği yaşamım boyunca unutmayacağım ve bir hediye olarak aklımın, kalbimin, sanat yaşamımın en önemli noktası olarak saklayacağım…

Bunlar dışında elbette 70’ler döneminde çektiğimiz pek çok film var. Rol arkadaşım Ayhan Işık’ın Tamirci Parçası filminde oyunculuğuna ve disiplinine hayran kalmıştım… Cüneyt Arkın’la çektiğimiz filmlerin her biri, örneklersek Küçük Sevgilim, Acı Hayat, Yarım Kalan Saadet, Oyun Bitti, Babaların Babası bana çok güç ve güven vermiştir… Ve kadim dostum Ediz Hun, her daim en severek çalıştığım, film çekimleri dışında pek çok organizasyonda birlikte olduğum aktördür ve benim sinema yolculuğumda çok kıymetlidir yeri. Yuvasız Kuşlar, Gül ve Şeker, Yaralı Kalp, Ankara Ekspresi bu filmleri unutmak mümkün mü? Tarık Akan en gencimizdi… Memleketim, Tatlı Dillim, Emine filmlerinde Tarık’la paylaştık başrolleri. Nasıl da yakışıklıydı. Onun daha sonra toplumsal hayata göre kendini geliştirmesi, bu konudaki çabaları müthiştir… Ve elbette Kartal Tibet, onunla ne filmler çektik… Beyaz Güller, Zambaklar Açarken… Onunla film çekmek benim için gerçekten çok keyifliydi… Bir de Geçmiş Bahar Mimozaları ile hayatıma giren Okan Uysaler’i es geçemem… Ancak elbette iki gözümün bir çiçeği canım oğlum İlker İnanoğlu’yla yaptığım filmler benim için çok kıymetlidir… Birbirimize desteğimiz o günlerden bu zamana sürüyor…

TARIK AKAN VE FİLİZ AKIN ERTEM EĞİLMEZ’İN TATLI DİLLİM (1972) FİLMİNDE

Hemen buradan anne oğul ilişkisine geçelim mi? 

Geçelim elbette… İlker benim hayattaki en kıymetli varlığım. Kendimi en fazla sorguladığım, zaman zaman eksik bulduğum, yetmediğim zamanlar için acı çektiğim biriciğim. Sevinciyle kanatlanıp uçtuğum, torunumla hayatımın en büyük sevincini yaşadığım, ekranda izlerken en mutlu olduğum kişi oğlum… Hani derler ya onun parmağı acısa benim kolum felç olur diye, böyledir oğluma olan tutkum… Ancak İlker’in asla sahibi değil, yanında duran koruyucusu olmaya gayret ettim. Aldığı tüm kararlara saygı gösterip destek olmayı seçtim. Ben onun doğrularını destekleyip başarısında mutlu olurken gri günlerinde bana vereceği görevi sabırla bekledim… İlker’in annesi olmak hayatımın en kıymetli olgusudur…

Yine kariyerinize dönecek olursak, “dört yapraklı yonca” ifadesi size ne anlatıyor, neleri hatırlatıyor? 

Türkan Şoray-Fatma Girik-Hülya Koçyiğit-Filiz Akın dörtlüsünü elbette… 60’lı, 70’li yıllarda başlayan dostluğumuzun bir bileşkesi… Hepimiz bir başka simge olduk… Türkan ikon denilince ilk akla gelen isimdi ve hepimizin bir adım önündeydi. Bir ikondu, hâlen de öyle. Hülya “masumiyet” tanımına en çok yakışanımızdı… Fatma Girik daha çok kırsal kesimin gözdesiyken ben de Avrupai, zengin, soylu ve kolejli kız olarak bu sınıflama içinde yer almıştım… Sinemamızın en güzel dönemlerinden birini anlatıyor bana dört yapraklı yonca tanımlaması… Arkadaşlığı, dostluğu, rekabetin en güçlü olduğu noktada asla çirkinleşmemeyi, kabalaşmamayı, kıskanmadan alkışlayabilmenin güzelliğini anlatıyor… “Dört yapraklı yonca”, hepimizin aynı zamanda kardeşi ve yol arkadaşı olan Bircan Usallı Silan’ın kitabının adıdır. Bizlerle yaptığı söyleşiyi topladığı kitabın adı… Ve bu ismi benim önerimle kitabına başlık yapmıştır…

(SOLDAN SAĞA) HÜLYA KOÇYİĞİT, FİLİZ AKIN, TÜRKAN ŞORAY VE FATMA GİRİK. SİNEMANIN “DÖRT YAPRAKLI YONCA”SINA 2006 YILINDA ISPARTA SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ SENATOSU TARAFINDAN FAHRİ DOKTORA PAYESİ VERİLMİŞTİ

Sayısız filminiz var, eminiz çekimlerden çok anınız vardır. Aklınıza ilk geleni sorsak? 

Filmlerdeki anılardan yola çıkarak bir kitap bile yapabilirim… Anıdan çok ne var ki… Mürvet Sim, Necdet Tosun, Hulusi Kentmen, Münir Özkul, Halit Akçatepe, Cevat Kurtuluş, hepimiz akraba gibiydik… Set ekibiyle birlikte yemek yer, eğlenir, güler, ağlardık. Birimizin derdi hepimizin olur, sevinçlerimizi birlikte çoğaltırdık… O günler şahane günlerdi. Bana acı veren bir anı ise oğlumla olan bir setten… Ne kadar rol yaparsan yap yine annelik duygun ön plana çıkıyor. Ona çok hakiki sarılıyorsun, onu çok hakiki öpüyorsun. Yanlış bir şey olacak diye ödüm patlıyordu. Yine bir set günü onun kollarımda can verdiği ve benim hıçkırıklarla ağladığım bir sahne çektik. Role kendimi o kadar kaptırmışım ki… Çekim bittiğinde bile ağlamamı durduramamıştım. Bunu çok net hatırlıyorum.

Pişmanlıklarınız var mı? Filiz Akın 17 yaşına dönseydi ne yapmak isterdi? Arkeoloji eğitimini tamamlamak ister miydi mesela? 

Arkeoloji benim tercih ettiğim bir şey değildi. Hayalim arkeolog olmak değildi. Koleji bitirince çalışmak zorundaydım. Çalışırken okuyabileceğim tek bölüm oydu. İlk sene seminerle geçiyordu ve devam mecburiyeti yoktu. Yoksa başka bir şey de tercih edebilirdim. Ama ne diye sorsan, o kadar eskide kaldı ki… Bir yere girip çalışacaktım herhâlde; doktor, mühendis olayım diye bir hayalim olmadığını biliyorum. Belki tam hayal kurulacak yaşta çok parlak bir yaşamın içinde buldum kendimi… Oralarda besledim ruhumu. Hiçbir zaman pişmanlık duymadım. Hayatımda seçimlerim bana büyük şeyler kazandırdı. Ben yaşamımla, seçtiklerimle, keşkelerimle buradayım… Bu hâlimle, bu birikmişliğimle bu kadar sevilip sayılmak çok hoş bir duygu. Büyük bir ödül… Bedelleri vardır fakat aldığımız karşılığın çok büyük olduğuna inanıyorum. Filmlerimiz oynuyor, televizyonda aynı derecede sevgiyle karşılanıyor. Daha ne isteyebilir ki bir insan. Ekonomik özgürlük insanın hayatına büyük bir şans getiriyor. Eskiden evli bir kadının çalışması pek kabul görmezdi. Hâlbuki kadının yapmak istediği şeyler var. Özgürsen karşındakilerin bakış açısı daha baştan değişiyor. İnsanın bir hayatı var. Birbirine katlanmak zorunda değilsin. Her insanın her döneminde yapabileceği şeyler vardır. Kendine dönebilir. Bazı hobileri olabilir. Bunları yapmak da güzel.

FİLİZ AKIN

Yeni nesil kadın oyuncuları takip ediyor musunuz? Kimleri beğeniyorsunuz? 

Ben övgüde oldukça cömert bir insanım… Günümüz oyuncularını gerçekten çok beğeniyor ve takdir ediyorum. Daha gerçekçi, ayakları yere basan kadınları oynuyorlar… Edilgen, başkaldıran, ağlayan, gülen, öpüşen, sevdiğiyle sarılmaktan, yakınlaşmaktan korkmayan kadınlar. Bu yüzden onlara olan hayranlığımı çoğu kez sosyal medyadan da paylaşıyorum. Ezgi Mola, Serenay Sarıkaya, Beren Saat, Dilan Çiçek Deniz başarılarını uluslararası platformlarda da göreceğimizden emin olduğum isimler. Buradan onlara bir kez daha selam olsun diyorum…. 

Uzun süredir Bodrum’dasınız. Peki, İstanbul sizin için ne ifade ediyor şu anda? İstanbul’un en güzel yılları hangi yıllardı size göre? 

İstanbul her zaman çok cazibeli, her zaman muzip, her zaman bir macera… Tabii bizim o unutulmaz filmleri çektiğimiz yıllarda çok daha doğaldı… Daha az kalabalıktı. O yılları özlüyorum ama İstanbul şimdi de çok güzel… Dostlarımın, sevdiklerimin, anılarımın olduğu, bütün güzel hikâyelerin başladığı şehir. İstanbul’u bir insan gibi seviyorum. Anam, babam, oğlum, eşim, kardeşim gibi… Olmazsa olmazım benim İstanbul… Tüm kargaşasına, trafiğine, kaotikliğine rağmen İstanbul’u çok özlüyor ve seviyorum. Eski Türk filmlerinde mekân olarak İstanbul’u izlemek bile başlı başına bir kıymet… Bazen küçük ve yaramaz bir çocuk gibidir, bazen deli dolu bir delikanlı, bazen güzel bir kadın gibi cazip, bazen bir bilge gibidir İstanbul. Her bir semtinde ayrı bir hikâye, her bir tepesinde ayrı bir şiir vardır… En sevdiğim şiirlerinden birini paylaşayım sizinle…

İSTANBUL KADIN OLSAYDI 

İstanbul kadın olsaydı. 
Oğlu Levent olurdu, kızı Bebek. 
Denizleri mavi, martıları beyaz. 
Cumbalı evlerde, camdaki saksılarla konuşurdu. 
Erkek isimleriyle dolu semtlerine inat. 
Kadın olmanın asaletini dağıtırdı bütün sokaklara. 

İstanbul kadın olsaydı. 
Kalbi Taksim olurdu. 
Ara sokaklardan çıkıldıkça varılan meydan gibi. 
Damarlarında gençlik kanı. 
Özgürlüğe açılırdı alyuvarları. 
Duvarlarına resimler çizilir, şiirler yazılırdı. 
(…) 

Kaan Murat Yanık

KISA KISA 

Ankara doğumlu oyuncu, TED Ankara Koleji’nin ardından Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Arkeoloji bölümünden mezun oldu. Memduh Ün’ün 1962 tarihli Akasyalar Açarken filmiyle sinema dünyasına adım attı. Bu filmde Göksel Arsoy’la başrolü paylaştı. Ediz Hun’la birlikte rol aldığı Ankara Ekspresi filmindeki performansıyla 1971 Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’ne layık görüldü. Rol aldığı ilk televizyon dizisi TRT1’de yayınlanan Geçmiş Bahar Mimozaları oldu. 2011 yılında Halil Ergün’le birlikte Gün Akşam Oldu isimli dizide rol aldı. Filiz Akın eşi Sönmez Köksal’la bir süredir Bodrum’da yaşıyor.

Filiz Akın
Yeşilçam
Sinema
Memduh Ün
Cüneyt Arkın
Türkan Şoray
Fatma Girik
Tarık Akan
Yılmaz Güney
Sayı 017

BENZER

Araştırmalar, genç kesimin geleneksel televizyon yerine dijital platformları izlemeyi tercih ettiğini gösteriyor. Dijitale uyum yaygınlaştıkça seyirci kitlesinin de genişlemesi bekleniyor. Teknoloji pek çok alışkanlığımızı, günlük hayatımızı etkilemeye devam ediyor, buna karşılık bizim değişen beklentilerimiz de içerik gibi bize sunulan ürünlerin biçimini, niteliğini daha net belirliyor. İnsanın teknolojiyle dansı dijital platformda devam ediyor!
Bazı şeyler neyse ki değişmiyor. İstanbul Film Festivali, 1984'ten beri olduğu gibi bu yıl da nisan ayında başladı. Çevrimiçi gösterimlere zaman içinde açık hava mekanları ve salonlar da destek çıkacak.
Yolda yürürken tesadüf edip saatlerce seyrettiği bir İstanbul apartmanı, ilk romanı Unutma Beni Apartmanı’nın ilham kaynağı olmuştu. 2020’de yayımlanan yedinci ve şimdilik son kitabı Ev ile Duygu Asena Roman Ödülü’nü kazanan Nermin Yıldırım, üniversiteden sonra on yılını geçirip âşık olduğu İstanbul ile son on iki yılının büyük bölümünü yaşadığı “rahat” Barselona şehirlerini Ocak 2022’de İspanya’da İST için kaleme aldı. Yüreğinden geçtiği biçimde aktardı iki şehri, gezi yazısı olarak değil... Bir yazar olarak en çok neyi özlüyor dersiniz?