Masallar sadece çocuklar için değil

22 Şubat 2021 - 12:49

Judith Liberman, Instagram hesabında kendini tanıtmak için şöyle yazmış: “Masal anlatıyor, inanıyor da...” Bu bir kelime oyunu değil, işi cidden bu Judith’in, yani masal anlatmak. Aslen Fransız ama 2002’den bu yana Türkiye’de. ABD Kaliforniya’da sahne sanatları üzerine eğitim almış, Fransa’nın ünlü üniversitesi Sorbonne’da yüksek lisans yapmış. Bu vesileyle Fransız Büyükelçiliği’nde kültür ataşesinin yanında işe alındığını ve başlangıçta niyetinin Türkiye’de sadece bir yıl geçirmek olduğunu söylüyor. Ama hesap tutmamış. “Bir sonraki sene ODTÜ’de işe başladım, derken yıllar birbirini kovaladı” diyor. Ankara’da sekiz sene kalmış. Bu süreçte pek çok dost edinmiş, Türkçe öğrenmiş. Türkçeyi kapınca da yapmak istediği asıl işi yapmaya, yani masal anlatmaya başlamış. “Yetişkinlere masal anlatıyor olmam herkesi şaşırtıyordu. O zaman Batı’da masal anlatıcılığının yeniden canlandığından bahsettim, birçok insanın ilgisini çekti ve masal anlatmak veya o konuda eğitim vermek için birçok yere çağrıldım. Ankara’dan İstanbul’a geçtim, hocalığı bırakıp tam zamanlı bir masalcı ve masal anlatıcılığı eğitmeni oldum. Artık 10 senedir bu işi yapıyorum” diyor Judith.

İlk kitabı Masal Terapi’yi 2015’te yayımlayan Judith, NTV Radyo’ya Masal Bu Ya isimli bir program hazırlıyor ve şu sıralar pandemi nedeniyle sekteye uğramış olsa da “kapalı gişe” masal gecelerine imza atıyor. Onu daha yakından tanımak için Dünya Masal Anlatıcılığı Günü’nü bahane ettik.

Judith'in kapalı gişe masal gecelerinden biri

Masal denince akla ilk gelen şey çocuk oluyor. Çocukken herkes masal sever, okutur, okur ama yaş ilerledikçe insanların masallarla ilişkisi büyük ölçüde zayıflıyor. “Hikâye anlatıcılığı” ile ilişkimizin ise sürekliliği var; filmler, romanlar, bir reklam filmi bile hikâye anlatıcılığına girdiği için. Siz kendi anlattıklarınızı, “masal”ı nasıl tanımlarsınız?

Çok doğru. İlk başta dinleyicilerimi masalların sadece çocuklar için olmadığına zor ikna ediyordum. İlk kitabım çıktığında birçok kitabevi çocuk kitabı zannetti. Oysa masalların sadece çocuklar için olduğu düşüncesi modern zamanlara ait, yaklaşık yüz yıllık bir geçmişi var. Klasik masalların içeriğine bakınca birçok okur şaşırır, “Bu nasıl çocuk masalı?” der, çünkü masallar aslında çocuklar kadar yetişkinlere de anlatılıyordu. Bazen aynı masal kâh çocuklara kâh hamamdaki kadınlara kâh kahvedeki erkeklere anlatılıyordu. Ama tabii masalcı anlatırken dinleyiciye göre metni değiştiriyor, onlara göre espri, yorum ve ayrıntı ekliyordu. Anlattığım masallar kadim bir sözlü gelenekten gelen, kuşaklar boyunca kulaktan kulağa bize kadar aktarılan metinler. Sözlü gelenek; kitap, radyo, televizyon, internet derken öldü. Artık bir araya gelince masalları ekranlardan dinliyoruz. Çağdaş anlatıcılarsa eski metinleri arşivlerden çıkarıp tekrar doğaçlama anlatılan sözlü metinlere dönüştürüyorlar.

İlk dinlediğiniz masal hangisiydi? Ve de en etkilendiğiniz masal?

Bu çok zor bir soru, çünkü masallarla büyüdüm, çok masal dinledim. Ama çocukluğumdan, bende derin iz bırakan bir masal var, babam onu akşamları eski bir kitaptan okurdu. Her gün ekmeğini nehire bırakan bir adamı anlatıyordu. Bu iyi niyetli ve cömert hareketi nehirdeki bütün balıklara zorbalık yapan dev bir balığı beslediğini bilmeden yapıyordu. Oradan denizin derinliklerine, çöle kadar uzanan bir macera başlıyordu. Yıllar sonra bu eski masal kitabını bulduğumda çok şaşırdım, kitaptaki masal hiç hatırladığım gibi değildi. Onu daha renkli, daha eğlenceli hatırlıyordum. Sayfada çok soluk göründü. O nedenle onu olduğu gibi değil hatırladığım gibi anlatıyorum, hem NTV Radyo’daki programım Masal Bu Ya’da hem de Şarkılı Masallar YouTube kanalımda anlattım.

TEDx konuşmanızda insanların masal anlatıcılığını ilk duyduklarındaki tepkilerinden bahsederken aslında eski zamanlardan beri var olan bir şeyi geri getirmeye çabaladığınızı söylüyor ve Anadolu’yu da işaret ediyorsunuz. Anadolu bu anlamda zengin bir geçmişe sahip, değil mi?

Anadolu masal konusunda çok zengin, çünkü meddahlar, dengbejler, âşıklar ve “ateş başı” dediğimiz ev anlatıcıları yakın bir geçmişe kadar hâlâ anlatıyordu. Kahvelerde resimler önünde, hamamlarda türküler eşliğinde masalları 20. yüzyıla kadar anlatmaya devam ettiler. Üzücü kısmı şu ki, bugün Türkiyeli çocuklar Pamuk Prenses’i tanıyorlar ama onun Anadolulu kardeşi “Nardaniye”yi tanımıyorlar. Ya da Külkedisi’ni tanırlar ama “Küllü Fatma”yı hiç duymadılar. Keşfedilmeye değer ve çocuklara anlatılacak çok güzel masallar var bu topraklarda. Onları öğrenmek isteyenlere Ignac Kunos’un 44 Türk Masalı adlı eserini tavsiye edebilirim.

Bir Masal İyi Gelir, 2020’de Destek Yayınları etiketiyle yayımlandı

İstanbul masallara ilham olan bir şehir mi?

Tabii. Kız Kulesi’nden Tarabya’ya, İstanbul efsanelerle dolu bir şehir. Bilirsiniz ki eskiden Tarabya’ya Therapia denilirdi, çünkü mitolojik bir hikâyeye göre boğazın o yerinde Medea, Jason ile kaçarken bütün otlarını ve ilaçlarını suya attı. Bu, birçok efsaneden yalnızca bir tanesi.

Masalı terapi yöntemi olarak da görüyorsunuz. Masal Terapi, Bir Masal İyi Gelir gibi kitaplarınız var. Masalların iyileştirici gücünden bahseder misiniz bize?

Aslında tam olarak her masalın bir terapi olduğunu düşünmüyorum. Masal dinlemenin bize iyi geldiğine inanıyorum tabii ki, çünkü hayal kurmak bizim eksik parçalarımızdan biri ve masalların etkilerinden biri hayal gücümüzü kuvvetlendirmek.

Masal Terapi kitabımda masalların yanında kendimizi daha iyi tanımak için sorular ve terapötik alıştırmalar sunuyorum, masalların o çalışmalar eşliğinde terapötik olabileceğini düşünüyorum. Zaten son yedi senedir birçok psikoloğun bu kitabı danışanlarına tavsiye ettiğini duyuyorum. Sadece masal okumak veya dinlemenin bir terapi yaklaşımı olduğunu iddia etmiyorum ama bazen bulunduğumuz duruma farklı bir bakış açısı kazanmak için tek ihtiyacımız bir masal. Son kitabım Bir Masal İyi Gelir, hayatımıza farklı bakmamıza yardım eden 99 masal sunuyor. Bu anlamda masallar çok iyi geliyor.

Fransa’da doğdunuz büyüdünüz, orada eğitim aldınız. Şimdi ise Türkiye’desiniz ve Türkçe masal anlatıcılığı yapıyorsunuz. Masal anlatıcılığının belli kuralları, daha doğrusu dili kullanma, ses tonu, vurgu gibi teknik konularda belli kriterleri var mı? Fransa’da bunun eğitimini de almışsınız çünkü. Türkçe anlatıcılık bu anlamda sizi zorluyor mu ya da zorladı mı?

Tabii ki, çok zorlandım. Bir kere yoğun duygulu bir sahnenin ortasında bir kelime hatasından dolayı bütün oda kahkahalara boğuldu, ben de ne hata yaptığımı bilmediğim için şaşkın şaşkın kaldım. İlk başlarda her masalı anlatmadan önce ve sonra dil hatalarımdan dolayı özür dilerdim. Ama dinleyiciler gelmeye devam etti. İlk masal gecemde 20 kişi geldi, sonra her ay daha fazla kişi geldi. İnsanlar tiyatronun kapısında kalınca daha fazla gece organize ettim, ayda bazen on kere aynı masalı anlatıyordum. Pandemiye kadar yıllar boyunca kapalı gişe anlattım, İstanbul ve Türkiye’nin birçok şehrini masallarımla gezdim. Bir zamandan sonra af dilemeyi bıraktım. Tonlamam yanlış olabilir, hatalı söylüyor olabilirim, ama anlatıcılık o nedenle çok sevdiğim bir sanat. Bu tiyatro gibi kuralcı veya tutucu bir sanat değil. Halk sanatları daha dahil edici olurlar, yorum ve renge izin verirler. Sonuçta köylerde bazen dişsiz bir amca masal anlatırdı ya da şiveli bir teyze, ama yine de onlara kulak asılırdı. Bence dinleyici masal anlatıcılarına şunu sorar: “Sen beni başka bir dünyaya inandırabilir misin? Cevap evet ise dinleriz çünkü özlediğimiz doğru vurgu ve tonlama değil, özlediğimiz hissetmek ve hayal kurmak.” Ben de kuralları rüzgârlara bıraktım, sonra kendimi de. O gün bugündür masallarla uçuyorum.

Judith Liberman
Masal
İST
İstanbul
Masal Anlatıcılığı
Dünya Masal Anlatıcılığı Günü
21 Mart
Sayı 005

BENZER

Kentleri sular altında bırakan seller, şiddetli fırtınalar, hortumlar yeni normalimiz. Evet, Türkiye’de bile. Bu nedenle iklim krizi, artık yerel yönetimlerin gündemine giriyor.
Pandemi nedeniyle yeni yayın dönemi etkinlik programını dijital platforma taşıyan Cemal Reşit Rey Konser Salonu, Ocak ayının ikinci yarısında renkli önerilerle geliyor.
Çok yakın zamana kadar Anadolu’dan gelen trenlerin son durağı olan Haydarpaşa Garı, kendini bildi bileli Anadolu’dan göç alan İstanbul’un yüz yılı aşkın süredir yeni sakinleriyle tanıştığı, tutunmayı başaramayan konuklarını ise uğurladığı nokta oldu. Tahta bavullar, sırtta yatak yorganlar... Kâh umutla İstanbul’a kâh düş kırıklığıyla gerisin geri memlekete yol alışlar. Hep biraz yarım kalmış sevdalar. İç göç filmlerine konu eden Yeşilçam’da başrolü kimse Haydarpaşa Garı kadar hak edemez.