Kadın hareketinin gücü merkezsiz yapısında

25 Kasım 2021 - 11:39

1980’lerin özellikle ikinci yarısında gitgide çoğalarak, büyüyerek, yayılarak kendine geniş bir hareket alanı yaratan kadın dayanışmasının en etkili ve somut meyvesi diyebiliriz Mor Çatı için. 1990 yılında kendi deyişleriyle “kadına yönelik şiddetle mücadele etmek amacıyla feministler tarafından kuruldu” ve o zamandan bu yana aynı ruhla ve türlü yollarla bu misyonunu yerine getirme çabasında. Geçtiğimiz aylarda başlattıkları podcast serisi, Mor Çatı’nın “çözüm üretme” konusundaki azmini ve bunu yaparken zamanın ruhunu yakalamayı da pekâlâ bildiğini kanıtlıyor.

"Bu podcast serisinde Mor Çatı deneyiminden hareketle erkek şiddetinin kadınlar üstündeki etkisini, kadınları şiddet ilişkisinde tutan nedenleri ve kadınların şiddetten uzaklaşma mücadelelerini tartışıyoruz” diyorlar. Bugüne dek Mor Çatı’dan hiç destek almamış ve belki de hiç almayacak olan kadınlara ulaşmak istemeleri, podcast serisinin temel motivasyonu. Yaşadığı “şey”i anlamlandırmaya çalışan ama bunun için yardım almak istemeyen, yardım alamayan kadınlar için çok değerli bir kayıt “Mor Çatı Anlatıyor”. “Yaşadığım Şiddet mi?”, “Utanç, Suçluluk, Çaresizlik”, “Şiddetin Olduğu Bir Evde Ebeveyn ve Çocuk Olmak” bugüne dek yayınlanan bölümlerden bazılarının konu başlıkları.

Mor Çatı gönüllüleri Elif Ege ve Selime Büyükgöze ile “Mor Çatı Anlatıyor” podcast serisini bahane ederek kadın hareketinin ve dayanışmasının bugününe dair de konuştuk.

"Mor Çatı Anlatıyor" podcast'ini Spotify, Apple Podcasts gibi platformlardan dinleyebilirsiniz

Mor Çatı hayli aktif bir oluşum. Son olarak dayanışma yöntemlerinize bir de podcast eklendi. Bir podcast serisine başlama fikrinin nasıl geliştiğinden ve programların hazırlık sürecinden bahseder misiniz?

Mor Çatı’da kadınlarla dayanışma kurarken yıllar içerisinde yürüttüğümüz, feminist ilkelere dayanarak şekillendirdiğimiz
bir sosyal çalışma yapılıyor. Bu çalışmanın esası, kadınları yargılamadan, kararlarına saygı duyarak ve onlarla eşit ilişki kurarak biricik şiddet öykülerini dinlemeye ve buna uygun olarak ihtiyaç duyabilecekleri destekleri konuşarak kadınların gücünü ortaya çıkarmaya dayanıyor. Mor Çatı’da dayanışma merkezi ve sığınakta gerçekleştirilen sosyal çalışmanın, Mor Çatı’dan destek almamış, belki de hiç almayacak kadınlara da ulaşmasını istedik. Bu nedenle içeriği planlarken kadınlarla bire bir görüşmelerde gerçekleşen konuşmalardan yola çıktık, karşımızda dayanışma kurduğumuz bir kadın varmış gibi içerikleri tasarladık. Başlıkları belirledikten sonra her bir içeriği sosyal çalışma deneyimi olan Mor Çatı gönüllüsü kadınlar hazırladı, her birimizin katkısının ardından son halini vererek seslendirme işini üstlendiler.

Yayınlanan bölümlerde hep bir anlatıcı var. Formatınızı nasıl belirlediniz? İleride daha interaktif bir programa dönüştürmek gibi bir planınız var mı?

Toplam sekiz bölüm olarak tasarladık ve bunlardan ikisinde iki konuşmacı var. Fakat bu bölümler de diğerleri gibi interaktif değil. Hazırladığımız içerik bir tartışma getirmekten ziyade deneyim aktarımını hedefliyor, bu nedenle interaktif formatın içeriğe uygun olmadığını düşündük.

Mor Çatı gönüllüsü Selime Büyükgöze

Sosyal medyanın gücünü yadsıyamayız. Günümüzde bazı semtlerin bazı sosyal medya mecralarında kendi kapalı kadın grupları bile var. 2021 yılında kadınlar daha iyi dayanışabiliyor, daha çok ses çıkarabiliyor diyoruz. Yine de siyasetçiler İstanbul Sözleşmesi’nden çıkabiliyor. Mor Çatı, seksenlerdeki kadın hareketinin bir sonucu olarak doğdu. O zamanlar sosyal medya yoktu ama kadın hareketi yine etkiliydi. Mor Çatı’nın deneyimleri üzerinden ve perspektifinden, geçmişten bugüne nasıl bir grafik izledi kadın hareketi?

Sosyal medya sözümüzün daha fazla kadına ulaşmasında çok önemli bir araç. Diğer yandan feminist mücadele gücünü örgütlü olmaktan, beraber iş yapmaktan, sokaklara çıkmaktan alıyor. Her alanda feminist mücadele için yaptıklarımız çok kıymetli ve birbirini besliyor. Bu nedenle sosyal medyayı tek başına bir güç olarak görmektense mücadelenin araçlarından biri olarak görüyoruz. Kadınlar seksenlerden bu yana örgütlü mücadeleleri sayesinde pek çok kazanım elde ettiler. Medeni Kanun’da, TCK’da kadınlar lehine değişiklikler olması, Türkiye’de şiddetle mücadele için kanun ve mekanizmaların geliştirilmesi bu mücadele sayesinde başarıldı. Mücadele ve kazanımlar elbette yasalarla sınırlı değil. Bugün erkek şiddetinin kamuoyunda konuşulan bir konu haline gelmesi, daha fazla kadının maruz kaldığı şiddete karşı harekete geçmesi yine bu mücadelenin sonucunda gerçekleşti.

Mor Çatı gönüllüsü Elif Ege

Mevcut çok sayıda dayanışma grubu, örgüt var. İstanbul Sözleşmesi’nin iptali üzerine gerçekleştirilen eylemlerden birine katılmak istediğimizde farklı grupların farklı duyurular yaptığını fark edip biraz yolumuzu şaşırmıştık. Sizce bu tip şeyler kadın hareketinin önünde engel mi? Nasıl daha etkili olunur?

Kadın hareketinin biricikliği ve gücü merkezsizliğinden ileri geliyor. Her birimiz sözümüzü olduğumuz yerden söyleyerek mücadelemize devam ediyoruz. Bu çokluk halini o açıdan bir şans olarak görebiliriz. Hızlı örgütlenip ses çıkarabilme, bir araya gelebilme özelliğimiz var. Tam da sizin verdiğiniz örnek üzerinden düşündüğümüzde, bildiğiniz gibi, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasına karar verildiğinden bir gece yarısı haberdar olduk. Ve bu her yere yayılan, tek merkezden tek sesli olmayan halimiz sayesinde hemen ertesi gün Türkiye’nin hemen hemen her ilinde ve İstanbul’un değişik noktalarında bir araya gelebildik. Başka bir örneği de, çıkma kararının öncesinde, Sözleşme etrafında tartışmalar sürerken toplumun farklı kesimlerinden kadınların kendi buldukları farklı yöntemlerle yaptıkları eylemlerde görmüştük. Cama yapıştırılan A4 kâğıtlarına yazılmış sloganlar, kumaş üzerine baskı/dikiş gibi yöntemlerle hazırlanan materyaller, sosyal medyada zincir olarak çekilen videolar gibi farklı yöntemler kadın hareketinin merkezsiz yapısını göstermişti. Başka muhalif hareketlerden farklı olarak feministler için toplumun hangi kesiminden olursa olsun her kadının kendi fiziksel ve sosyal konumundan doğru söz üretmesi ve hareketin, herhangi bir noktasından tutarak parçası olması yöntemini benimseriz. O nedenle bu farklılıkları şans olarak görüyoruz.

Mor Çatı’nın ayaklarını yere daha da sağlam basabilmesi için bizler neler yapabiliriz?

Mor Çatı’nın geniş bir gönüllü ve destekçi ağı var. İhtiyaçlar konusunda dayanışma kurmanın yanı sıra sözümüzü, hazırladığımız yayınları yaygınlaştırmak en büyük desteklerden biri.

Mor Çatı
Mor Çatı Anlatıyor
Podcast
Kadın
Şiddet
Feminizm
Kadın Hakları
Sayı 008

BENZER

Almanya, Essen’deki Ruhr Müzesi’nin ardından İstanbul’a gelen “Biz Buralıyız. Türk-Alman Yaşamı 1990. Ergun Çağatay Fotoğrafları” sergisi, iki ülke arasındaki 60 yıllık İşgücü Antlaşması’na ayna tutarak önemli bir tarihe tanıklık etmemize olanak tanıyan çok değerli bir proje. 31 Aralık’a kadar Taksim Sanat Galerisi’nde görülebilir.
Karantina günlerinin yalnızlığında Kalben, korkularıyla yüzleşmesini, kendisiyle hesaplaşmasını ve fiziki olarak hapis hayatı yaşamasına rağmen zihinsel olarak özgürlüğü yakalayışını içtenlikle kaleme döktü: "Ben zaten senelerdir dört milyar kadınla birlikte karantinadaydım."
Bazı araştırmacılar kartpostal plak icadını ülkelerin muhbirlik faaliyetlerine bağlamayı seçer. Kartpostala ses kaydedip bilgi nakletmek ajanların işine yaramış mıdır, hangi gizli bilgiler bu şekilde dünyayı dolaşmıştır bilemiyoruz fakat kartpostal plak 1950’lerden sonra tüm dünyada yaygın olarak kullanıma girmiş bir güzelliktir. Tekrar popüler oluyor.