İstanbul'un ruh hâli

24 Şubat 2024 - 15:06

İnsan yaklaşık 10-11 bin yıl önce bazı hayvanları evcilleştirip toprağı kullanarak üretim yapmaya yöneldi. İnsanlık tarihinin en önemli dönüm noktası olarak kabul edilen ve “Tarım Devrimi” adı verilen bu dönemle birlikte insanlar bir daha bırakmamak üzere yerleşik düzene geçti. Bu dönem, ilkel anlamda kentlerin ve kent kültürünün başlangıcı sayılabilir. Bugünkü kalabalık ve karmaşık modern kentlerin oluşumuysa XVIII. yüzyılın sonlarından itibaren Avrupa’da başlayan teknolojik gelişmeler ve Sanayi Devrimi’ne uzanır. Sosyolojik olarak kent, modern topluma geçişin bir parçasıdır. Modern kentler, sanayi ve teknolojinin gelişmesine paralel olarak sürekli göç alan ve artan nüfusla birlikte sosyokültürel çeşitlilik gösteren toplulukların oluşturduğu karmaşık yerleşim birimleri olarak tanımlanabilir. 

Modern kentlerde sosyoekonomik düzey yüksektir, oldukça hızlı ve hareketli bir yaşam vardır. Batı’da XIX. yüzyıl sonlarında ortaya çıkan “kent sosyolojisi” kavramı, modern kent toplumlarının yapısal özelliklerini ve sorunlarını anlamaya çalışır. Yirminci yüzyılın ortalarından itibaren kentlerin değerlendirilmesinde ekonomiye dayalı politik yaklaşımlar ve kentlerde yaşam kalitesi ön plana çıkmaya başlamıştır. Kent yaşamının kalitesini güvenlik, barınma, ulaşım, trafik, gürültü düzeyi, yeşil alan, iklim, hava kirliliği, hayat pahalılığı, İstanbul'un ruh hâli sağlık başta olmak üzere uygun yaşam koşulları sağlayan hizmetlere erişim, farklı sosyokültürel gruplar arasındaki iletişim ve etkileşim belirler. Bir kentin genel anlamda huzurlu ve mutlu bir yerleşim olabilmesi yaşayan bireylerin psikolojik sağlamlığı ve ruh sağlığıyla yakından ilişkilidir. 

Kent yaşamı insanlara kırsalda olmayan pek çok olanak sunsa da günümüz modern kentlerinde yaşamanın bazı bedelleri vardır. Kent yaşamı, teknolojideki gelişmelere paralel olarak sakinlerine daha modern binalar, daha çeşitli ve hızlı ulaşım, daha kapsamlı sağlık hizmetleri ve daha fazla sosyokültürel etkileşim şansı sunarken bu ışıltılı hizmetlere ulaşım büyük nüfusun içindeki önemli bir kesim için giderek zorlaşmaktadır. Bunun en büyük nedeni, dünyada sosyal devlet anlayışının terk edilerek hizmetlere ulaşım bedelinin giderek artması ve kent sakinlerinin önemli bir kesiminin yaşamını sürdürebilmek için daha fazla çalışmak ve daha hızlı bir akışa uymak zorunda kalmasıdır. Büyük kentlerde artan nüfus ve göçe bağlı kültür çeşitliliğiyle orantılı olarak insanların ortalama mutluluk ve huzur endekslerinde azalma ve ruh sağlığının bozulmasına bağlı zihinsel sorunlarda ise artış söz konusudur.

Kente göç yoluyla gelen insanlar mental sorunlara yatkındır. Bunun bazı sosyal, psikolojik ve nörobiyolojik nedenleri vardır. Gelenlerin çoğu daha iyi ekonomik ve sosyal koşullar için kent yaşamına dâhil olurken özellikle göç edenler, göç etmelerine neden olan işsizlik, parçalanmış aile ve yoksulluk gibi sorunlarını da getirir. Bu sorunlar kent yaşamının getirdiği uyum sorunlarına eklenir. Göç ederek kente ulaşan kişiler ilk andan itibaren eşitsizliklerle karşılaşır. Eşitsizlik, adaletsizlik ve umutsuzluk duygularına yol açarak düşük sosyal uyuma zemin hazırlar. Öte yandan, geldikleri yere göre daha yoğun ve çeşitli çevresel uyarana maruz kaldıklarından, hızlı akan kent yaşamına uyum sağlamaktaki zorluklar da psikolojileri üzerinde baskı yaratır.1 Kente uyum sağlamada karşılaşılan psikolojik sıkıntıların önemli bir biyolojik nedeni de var: İnsan binlerce yıl günümüze göre daha sade ve sakin bir hayat sürmüştür. Gürültü, beton binalarda toplu olarak yaşamanın getirdiği stres, daha az hareket, sağlıksız beslenme ve hava kirliliği gibi sorunlar modern toplum yaşantısı ve kentleşme ile hayatımıza girdi. Binlerce yıl öncesinde yaşayan atalarımızdan bize miras kalan genetik şifreler bu kadar karmaşaya henüz uyum sağlayamadı. Daha sessiz, daha basit ve daha yeşil bir çevreyi arayan genomumuz ile yaşamak zorunda kaldığımız çevre arasındaki çatışma kentlerdeki ruhsal gerginliğin asıl kaynağını oluşturuyor.

Büyük kentlerde yaşama ile bazı ruh hastalıklarına yakalanma riski arasında yadsınamayacak bilimsel bağlantılar saptanmıştır. Kent sakinlerinde, kırsal alanlarla karşılaştırıldığında bazı önemli ruhsal hastalıklar daha sık görülür. Hollanda’da yapılan bir metaanaliz, kentlilerde zihinsel bozukluklar geliştirme riskinin kırsala göre yaklaşık %40 daha yüksek olduğunu bulmuştur.2 Kentlilerde şizofreniye yakalanma riski kırsal kesimde yaşayanlara göre iki kat daha fazladır.3,4,5 Şizofreninin yanı sıra anksiyete, depresyon, bipolar bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu ve bağımlılık yapan maddelerin kullanımı da kent yaşamında daha fazla görülür ve özellikle büyük kentlerde ciddi bir sağlık sorunudur.6 Uyku kalitesi ile ruhsal sağlık arasında doğrudan bir ilişki vardır. Yetersiz ve düzensiz uyku kısa vadede depresyon ve anksiyete riskini artırmasının yanı sıra süreklilik kazandığında başka mental hastalıkların şiddetini de artırabilir.7 Kent yaşamındaki gürültü ve ışık kirliliği başta olmak üzere, uyum sorunları, ulaşım sıkıntısı ve hızlı hayat akışı uyku kalitesi üzerine olumsuz etkilere sahiptir. Yeşil alan kısıtlılığı ve hava kalitesinin kırsaldan daha kötü olması da uyku kalitesini olumsuz yönde etkiler.

YEŞİL ALANLARIN KISITLILIĞI VE BUNA BAĞLI OLARAK HAVA KALİTESİNİN KÖTÜ OLMASI İNSANIN UYKU KALİTESİNİ OLUMSUZ ETKİLİYOR. UYKU KALİTESİ İLE RUHSAL SAĞLIK ARASINDA İSE DOĞRUDAN BİR İLİŞKİ VAR… (FOTOĞRAF: SHUTTERSTOCK)

Kent yaşamına bağlı stresin beynin anatomik yapısında değişikliklere yol açtığını kanıtlayan bazı bilimsel çalışma sonuçları rapor edilmiştir. Bu değişiklikler beyinde farklı yerlerde bulunan amigdala, singulat korteks ve dorsolateral prefrontal korteks (DLPFK) gibi alanlardadır.8 Amigdalanın korku ve öfke, singulat korteksin seçici dikkat ve odaklanmayı sürdürme, DLPK’in ise otobiyografik bellek ve analize dayalı karar verme süreçlerinde önemli rolleri vardır. Buradaki değişiklikler, kent yaşamından kaynaklanan olumsuzluklar kadar kent yaşamının sağladığı daha iyi eğitim ve zengin sosyal etkileşim ağı gibi avantajlara da bağlı olabilir. Olumsuz etkilerin beyin değişiklikleriyle ilişkilendirilebilmesi için daha fazla çalışmaya gereksinim var. Bununla beraber, yakın tarihlerde yayımlanan 42 erkek katılımcının işlevsel manyetik rezonans (fMRI) görüntülemesinden elde edilen veriler, beynin duygu düzenlemesi için önemli insula gibi bölgelerinde kronik strese bağlı aktivitelerin yeşil alanla olumlu, hava ve gürültü kirliliğiyle olumsuz yönde etkilendiğini gösterdi.9

Küresel ısınma ise büyük kentlerdeki yaşam kalitesini ve ruh sağlığını olumsuz yönde etkileyen bir başka ögedir. Mevcut eğilim sürdüğü takdirde 2050’lerde büyük ve kalabalık kentlerde yaşayan nüfusun %78’inin ortalama 2,5°C üzerindeki bir kent sıcaklığına uyum sağlamak zorunda kalacağı öngörülmektedir.10 Yeşil alanların kent sakinlerine hem zihinsel hem de fiziksel refah sağlamada çok önemli bir rolü vardır. Modern kentlerde yeşil alanların azalması, küresel ısınmanın yol açtığı “ısı adası etkilerine” ve sıcaklığın daha fazla hissedilmesine neden olur. Kentleri etkileyen sıcak hava dalgalarıyla depresyon arasında bir ilişki bulunmuştur. Yeşil alanların soğutma, nem düzenlemesi ve gölgeleme yoluyla ortam sıcaklığını düşüren ekosistem düzenleyici etkisinin yanı sıra sıcak hava dalgaları ve depresyondan koruyucu etkileri de vardır.11 

İSTANBUL’UN PSİKOLOJİSİ 

On altı milyonu aşkın nüfusuyla dünyanın en kalabalık ilk on kenti arasında yer alan İstanbul; Roma, Bizans, Latin ve Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yapmış, tarih boyunca ekonominin ve sosyokültürel çeşitliliğin önemli bir merkezi olmuştur. Günümüz İstanbul’u dar bir alana sıkışmış yoğun nüfusuyla farklı kültürel toplulukların birlikte yaşamaya çalıştığı bir kenttir. İstanbul'un bir taraftan iç diğer taraftan uluslararası boyutta göç dalgasına maruz kalması şehirdeki yaşamı giderek daha karmaşık ve yaşanması zor hâle getiriyor. İstanbul’da yaşayanların ruh sağlığını olumsuz etkileyen bazı ilave riskler vardır. Bunlar arasında, kış döneminde devam eden yaz saati uygulaması ve olası İstanbul depreminin kent sakinlerinde yarattığı kaygı sayılabilir. 

Türkiye 2016’dan bu yana kış aylarında da yaz saati kullanıyor. Kış döneminde ülkenin batısında yer alan bölgelerde güneş daha geç doğuyor. Hava tam olarak okullarda ilk ders başladıktan veya iş yerlerinde işbaşı yapıldıktan sonra aydınlanıyor. Batıdaki kentler günlük yaşama başlamak için karanlıkta uyanmak zorunda. Karanlıkta uyanıp hazırlanarak okula ya da işe gitmek özellikle çocuklar ve gençler için sıkıntılı. Bu sıkıntının vücut saati ve ritmiyle bir ilişkisi var. Beynimizden salgılanan melatonin aydınlıkkaranlık döngüsü içinde her gün tekrarlanan doğal uyku-uyanıklık ritmini ve uyku kalitesini düzenler. Melatonin salgısı akşam hava karardıktan sonra artmaya başlar ve gece yarısından sonra salgı en üst seviyeye ulaşır. Sabaha doğru azalmaya başlayan salgı gün ışığıyla en alt seviyeye iner. Böylece uykudan uyanma ve işe odaklanma kolaylaşır. Yaşa bağlı olan melatonin salgısının miktarı çocukluk ve ergenlik döneminde en üst seviyedeyken orta ve ileri yaşlarda giderek azalır.12 Sonuç olarak yaz saati uygulaması karanlık dönemde uyanmakta zorluk çeken çocukların ve gençlerin gün başlangıcında dikkatlerini işlerine yeterince verememelerine ve odaklanamamalarına sebep olur. Bunun yarattığı stres iş sağlığı ve güvenliğinin yanı sıra ruh sağlığını da olumsuz etkileyen faktörlerden biridir. İstanbul, tarih boyunca depremlerden etkilenmiştir. En son 1999 yılındaki Kocaeli depremi İstanbul’u da etkilemiş ve olası bir depreme karşı alınması gerekli önlemleri gündeme getirmiştir. Bununla beraber, geçen 24 yıllık sürede depreme karşı tatminkâr bir gelişme sağlanamamıştır. Yeşil alanlar giderek azalırken riskli bölgelerde dikey ve kalabalık yapılaşmayla kent göç almaya ve nüfusunu artırmaya devam etmektedir. Son yaşanan 6 Şubat 2023 depremleri sonrası olası İstanbul depremi daha çok konuşulmaya başlandı. Deprem bilimciler riskin yüksek olduğunu ve deprem sonrası için kötü senaryoları sık sık vurguluyor. Deprem riski ve buna karşı yapılması gerekenler başka bir yazının inceleme konusu olabilir. Bu yazının konusu bakımından vurgulanması gereken şey, bazı çelişkili tartışmalarla “sürekli” deprem konuşulmasının kent sakinlerinin kaygısını artırmak ve anksiyeteye zemin hazırlamaktan öte bir yararının olmadığıdır. Kısır tartışmalar yerine kent sakinlerini de işin içine katan örgütlü bir stratejik eylemin başlatılması ve sürdürülmesi yerinde olacaktır. An itibarıyla kent sakinlerinin süreci kaygılı ve korkulu bir biçimde izlediği ve eylemsel sürece yeterince dâhil olamadığı gözlenmektedir.

BÜYÜK KENT BELEDİYELERİNDE NÖROŞEHİRCİLİK YAPILANMASI İÇİN BİR MODEL

NÖROŞEHİRCİLİK 

Kent yaşamının ruh sağlığını bozucu etkileri kısmen “sosyal stres” yaklaşımıyla açıklanmaya çalışılmıştır. Buna göre, kentsel stresin kaynağı kontrolü elimizde olmayan bir dizi karmaşık çevresel uyarıyla eş zamanlı olarak sosyal yoğunluk ve izolasyonun ortaya çıkmasıdır. Böylece bireyin strese dayanıklılığı azalmaktadır. Sosyoekonomik yetersizlikler ve ruhsal hastalıklara karşı yatkınlıklar da sosyal strese eklenerek mental sağlığı çökertmektedir.13 Kent yaşamının ruhsal sağlık üzerine etkilerinin nörobiyolojik yönü ise giderek önem kazanmakta ve bu konuda daha fazla araştırma yapılmaktadır. 

İnsanların kalabalık ve karmaşık kentlerde yaşamaya başlaması aşağı yukarı 100-150 yıllık bir süreçtir. Bundan 75 yıl önce dünya üzerindeki insanların sadece üçte biri kentlerde yaşarken günümüzde bu oran yarı yarıyadır. Bunun yaşam kalitemiz ve ruh sağlığımız üzerinde giderek artan önemli sonuçları olmaktadır. Bu sorunlarla başa çıkabilmek için yeni bir disiplinler arası araştırma alanı olarak “nöroşehircilik” tanımlanmıştır. Nöroşehircilik, kent planlamacıları ile sağlık disiplinlerine kent yaşamının getirdiği zorlukların üstesinden gelmek için gerekli bilgi ve araçları sunmak amacıyla kentleşme ve mental refah arasındaki karşılıklı ilişkiye odaklanmayı amaçlar.14 Büyük kentlerde ruh sağlığını korumaya ve mevcut ruh sağlığı sorunlarıyla mücadele etmeye yönelik beş aşamalı olarak hayata geçirilebilecek bir model Şekil 1’de sunulmuştur. 

Ülkemizdeki kent yaşamının ruh sağlığı üzerine etkileriyle ilişkili çalışmalar kısıtlıdır. Belediyelerin üniversitelerle iş birliğine girerek kente özgül ruhsal sorunları saptayıp riskli bölgeleri haritalamaya yönelik çalışmaları teşvik etmesi, bu doğrultuda strateji geliştirecek birimler oluşturması, kent sakinlerini eğitmesi ve ruh sağlığı problemlerinin tedavisine yönelik hastane veya poliklinik gibi paydaşlarla iş birliği geliştirmesi kentin ruh sağlığı üzerine anlamlı düzeyde olumlu katkılar sağlayacaktır.

DİPNOT

1 https://www. urbandesignmentalhealth.com/howthe- city-affects-mental-health.html (Erişim Tarihi: 07 Ocak 2024). 
2 Jaap Peen (2010): “The current status of urban-rural differences in psychiatric disorders”, Acta Psychiatr Scand, Şubat 2010, s. 84-93. 
3 Evangelos Vassos (2012): “Metaanalysis of the association of urbanicity with schizophrenia”, Schizophr Bull, 38 (6), s. 1118-1123.
4 Jim Van Os (2010): “The environment and schizophrenia”, Nature, 468 (7321), s. 203-212. 
5 Jim Van OS (2004): “Does the urban environment cause psychosis?”, Br J Psychiary, 184, Nisan 2004, s. 287-288. 
6 Oliver Gruebner (2017): “Cities and mental health”, Dtsch Arztebl Int, 114, Feb), 121-127. 
7 Alexander J Scott (2021): “Improving sleep quality leads to better mental health: A meta-analysis of randomised controlled trials”, Sleep Med Rev. 
8 Florian Lederbogen (2011): “City living and urban upbringing affect neural social stress processing in humans”, Nature, 474 (7352), s. 498-501. 
9 Annika Dimitrov-Discher (2022): “Residential green space and air pollution are associated with brain activation in a social-stress paradigm”, Sci Rep, 12 (1), 10614. 
10 Don Ngoc Khanh (2023): “Impact of urbanization on exposure to extreme warming in megacities”, Heliyon, 9 (4), e15511. 
11 Ying Yang (2023): “Residential greenness for mitigating impacts of extreme heat events on depression and supporting mental health”, Front Public Health, 1310410. 
12 Theodoros B. Grivas., Olga D. Savvidou D. (2007): “Melatonin the ‘light of night’ in human biology and adolescent idiopathic scoliosis”, Scoliosis
13 Dusica Lecic-Tosevski (2019): “Is urban living good for mental health?”, Curr Opin Psychiatry, 32 (3), s. 204-209. 
14 Mazda Adli (2017): “Neurourbanism: towards a new discipline”, Lancet Psychiatry, 4 (3), s. 183-185.

İstanbul
Kent Yaşamı
Psikoloji
Nüfus yoğunluğu
Stres
İsmail Tayfun Uzbay
Sayı 017

BENZER

Tarihçi Necdet Sakaoğlu’nun kaleme aldığı, Atatürk’ü İstanbul özelinde fotoğraflarla anlatan Atatürk ve İstanbul isimli kitap okurla buluşuyor. “Atatürk ve İstanbul konularında Türkiye’de ve dünyada yazılmış çok sayıda kitap var. Ama ikisinin bir araya gelmesi, buluşması özel bir durum” diyen Sakaoğlu, Atatürk’ün doğum gününün yanlış bilindiğine de kitapta yer veriyor. Kitap raflarla buluşmadan önce Necdet Sakaoğlu ile konuştuk, gerçek doğum tarihini nasıl saptadığını Atatürk’ün bilinmeyen yönleriyle birlikte kısaca anlattı.
Meydan, Kanlı 1 Mayıs, Bülent Ecevit’in coşkulu mitingi, InterContinental Otel… Taksim’in “sıkı” yıllarından bir anılar geçidi…
Tuna Kiremitçi İST’e özel kaleme aldığı polisiye öykülerin ikincisiyle karşımızda. Perihan Komiser bu sefer İstanbul, Bebek’te bir dairede, bir kabul gününde gizemli bir şekilde ölen falcı Ejder’in katilinin peşinde...