Hayvanlar, hayvan hakları ve dahası...

18 Ağustos 2022 - 12:22

Hayvan hakları konusu bir süredir pek çok yönüyle gündemimizde ve bu konuda çeşit çeşit fikir tabir yerindeyse “havada uçuşuyor”. Ilımlı hak savunucuları, gönüllüler, sert aktivistler kadar hayvanları hor gören, canlıdan saymayanlar da ziyadesiyle mevcut. Özetle tablo pek parlak sayılmaz ama tünelin sonunda kesinlikle ışık var. Nasıl mı? Hayvan Hakları Tarihi ve Türkiye kitabında yer alan “Felsefede Hayvan Hakları” başlıklı bölümün yazarı Engin Arıkan’ın İngiliz filozof John Stuart Mill’den alıntı da içeren şu satırlarına bir bakın: "Ön yargılar kolay değişmez. Hayvanlara karşı tutumun da değişmesi uzun zaman alacak. Her büyük hareket, John Stuart Mill’in dediği gibi üç aşamadan geçmelidir: alay edilme, tartışılma ve benimsenme. Günümüzde hayvan hakları hareketi alay edilme aşamasından tartışılma aşamasına geçti."

İBB Yayınları etiketini taşıyan Hayvan Hakları Tarihi ve Türkiye, ele aldığı konuyu okuyucusuna belli bir görüşü dikte etmeden aktaran zengin bir kaynak. Farklı bölümlere ayrılıyor ve İBB Yayınları’na ait diğer kitaplarda olduğu gibi yazarlarıyla fark yaratıyor.

Hayvan Hakları Tarihi ve Türkiye kitabı İBB Yayınları'ndan çıktı

"Hayvan Haklarının Tarihsel Gelişim Süreci” bölümünde eski çağlardan Sanayi Devrimi’ne, oradan 21. yüzyıla, hayvan haklarına dair önemli gelişmeler, kronolojik bir anlayış içinde sunuluyor. Bölümün yazarı Prof. Dr. Aşkın Yaşar’ın deyişiyle, hayvan hakları kavramında gelinen noktaya nasıl ulaşıldığına dair bir harita oluşturulmaya çalışılıyor. Prof. Dr. İbrahim Maraş imzasını taşıyan “Eski Türk Düşüncesinde ve Müslümanlığa Geçiş Sürecinde Hayvanlarla İlgili İnanışlar ve Uygulamalar” bölümü ile Prof. Dr. Hüseyin Hatemi’nin kaleme aldığı “İslam’da Hayvan Hakları” başlığıyla sunulan bölüm farklı dönemlerde ve inanışlarda hayvana bakışı kavramak açısından önemli.

"Filmde daima Jerry’nin kazanmasını istesek de gerçek yaşamda Tom olmaktan kurtulamıyoruz.” (Bir kedi ve farenin bitmeyen kaçma kovalama hikâyesi üzerine kurulu kült çizgi film Tom ve Jerry’den bahsediliyor.) Bu satırlar Yağmur Özgür Güven imzalı “Bilimde Hayvan Hakları” bölümünden. Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerin tarihsel sürecini ve bu konudaki farklı bakış açılarını merak edenlerin gözden kaçırmaması tavsiye olunur. Bilim başlığını “Felsefede Hayvan Hakları” (Engin Arıkan) takip ediyor. Kesinlikle “kafa açıcı” bir bölüm. Üç felsefecinin -ve hayvan hakları savunucusunun-; Peter Singer, Tom Regan ve Rosalind Hursthouse’un görüşleri ve çalışmaları bu bölümün ağırlığını oluşturuyor. Bir nevi tokat etkisi yaratan bu iki bölümün ardından Hayati Baki imzasını taşıyan “Türk Edebiyatında Hayvan ve Hayvan Hakları” bölümüyle yumuşak bir geçiş yapılıyor.

Kitap daha sonra “Hayvan Hakları Aktivisti Olmak” (Özgün Öztürk), “Yirminci Yüzyılda İstanbul’un Sokak Hayvanları ve Hayvanseverleri Üzerine Notlar” (Murat Toklucu) ve “Hayvan Haklarının Türkiye Süreci” (Av. Hülya Yalçın) bölümleriyle devam ediyor. Prof. Dr. Hazim Tamer Dodurka’nın kaleme aldığı son bölüm ise çarpıcı bir başlıkla çıkıyor karşımıza: “Daha İyi Bir Dünya İstiyorsak Hayvanları Anlamakta Acele Etmeliyiz”. Yine Dr. M. Fatih Çalışır’ın hazırladığı “Hayvan Hakları Kronolojisi” de tarihsel süreci adım adım ama bir çırpıda aktarmak gibi zorlu bir işi başarıyla yerine getiriyor.

Tombili

İstanbul ve hayvanlar 

İstanbul’un Nam Salmış Hayvanları, bu yıl İBB Yayınları bünyesinden çıkan ve odağında hayvanlar olan bir diğer kitap. Orhan Bahtiyar’ın kotardığı kitapta bu kez doğrudan İstanbul’u ve şehirle tarih boyunca özdeşleşmiş hayvanları görüyoruz. Bilgilere etkileyici görsellerin yanı sıra illüstrasyonlar da eşlik ediyor.

Kitabın açılışını yapan, Sunay Akın imzalı ön yazının şu bölümü, okuyucuyu nasıl bir içeriğin beklediğini ve işin ardındaki motivasyonu da özetliyor:

"(...) Neden İstanbul’daki hayvanları ve hayvan kültürünü anlatan bir kitap yazmayayım diye düşündüm ve böylece İstanbul’da Bir Zürafa isimli kitabım yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Özellikle tarihte İstanbul’a armağan olarak gönderilen hayvanları anlattım ki bunlar içinde zürafalar hep ön plandaydı. Gergedanlar, filler ve aslanlar, zürafalara eşlik etti kitabımda. (...) Bayrak yarışında ben İstanbul’da bir zürafayla koştum ve bayrağı bu kitapla Orhan Bahtiyar’a devrediyorum. Bu kitap benim yaptığım işi bir adım daha ileriye taşıyacak ve daha sonra yazılacak benzeri kitaplar da bu bayrak yarışını devam ettirecek. Bilgi, çığ gibi büyüyecek ve gelecek nesillere aktarılan bu ışık doğayı ve hayvanları koruyacak. İstanbul’un tarihine hayvanların gözünden tanıklık eden ve toplam 11 bölümden oluşan bu kitapta, onların şehrin kaderini nasıl değiştirdiklerine şahit olacaksınız."

İstanbul’un Nam Salmış Hayvanları

İstanbul denince başta akla kedi, köpek, kuş ve balık gelse de İstanbul’un Nam Salmış Hayvanları, atlardan yılanlara çeşitli pek çok türe yer veriyor. Hayvan türleri ve hikâyeleri dışında İstanbul’da hayvanların yol açtığı hastalıklardan seyyahların gözünden hayvanlara kadar İstanbul-hayvan ilişkisine farklı açılardan bakan bölümler de mevcut.

İBB Yayınları’ndan çıkan Hayvan Hakları Tarihi ve Türkiye ile İstanbul’un Nam Salmış Hayvanları kitaplarını İstanbul Kitapçısı mağazalarından ve www. istanbulkitapcisi.com adresinden satın alabilirsiniz. İstanbul ve hayvanseverlere bir müjde daha: İBB Yayınları imzasını taşıyan Karikatürlerde İstanbul’un Sokak Köpekleri kitabı da çok yakında okuyucuyla buluşacak. Takipte olun!

Hayvan Hakları Tarihi ve Türkiye
İstanbul'un Nam Salmış Hayvanları
Hayvanlar
Kitap
İstanbul Kitapçısı
İBB Yayınları
IBB
Sayı 011

BENZER

Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı (KEK) kurucu üyesi Aslı Davaz, “Çeşitli ülkelerdeki kadın koleksiyonlarının tarihini daha iyi anlayabilmek için belirleyici gücün o ülkedeki feminist hareket olduğunu unutmamak gerekir” diyor. Dünyada fazla örneği bulunmayan, Türkiye’de ise bir ilk olan KEK, tam da Davaz’ın altını çizdiği gibi, ’80’lerde ivme kazanan feminist hareketin meyvelerinden, ’90’larda başlayan kurumsallaşmanınsa ilk örneklerinden.
21 Mart’ta Dünya Masal Anlatıcılığı Günü’nün kutlanıyor olmasını fırsat bildik ve Judith Liberman ile masal anlatıcılığını, Anadolu’nun ve İstanbul’un masallardaki yerini ve masal-terapi ilişkisini konuştuk.
Bir söyleşisinde, kızı Yağmur’u hastane odasında kucağına ilk defa aldığında bir anlığına etrafında kameraları aradığını, göremeyince de şaşırdığını anlatıyor Türkan Şoray. Öncesinde onlarca defa buna benzer bir hastane odasında kucağına bir bebek verilmiş, rol gereği. Yeşilçam’ın en çok film çevirmiş oyuncularından birinin hayatında filmlerle kesiştiği anlar olmasına şaşmamalı. Yazar ve kadın hakları mücadelecisi Kiraz Akın, oyunculukta dış dünyanın iç dünyayı ve iç dünya üzerinden seçilen rolleri, seçilen rollerin de tekrar iç dünyayı nasıl tesir altına alabileceğini, “Sultan”ımız Türkan Şoray’ın hayatı ve kariyer seçimlerindeki dönemsel paralellikler üzerinden okudu.