Cevdet Erek: "Dönüm noktalarından biri gibi bu iş"

10 Haziran 2020 - 14:30

Osmanlı İmparatorluğu döneminde Berlin’e taşındığı için bitmeyen bir tartışmanın (“çalındı mı?”, “ne zaman geri alınacak?” gibi) konusu olan Büyük Sunak, (Zeus Sunağı ya da Bergama Sunağı olarak da anılır) şimdilerde sanatçı Cevdet Erek’in benzersiz yorumuyla ayağımıza kadar geliyor. Erek’in Bochum’da Ruhr Trineali’nde, ardından da Berlin’deki Hamburger Bahnhof Müzesi’nin tarihi binasında neredeyse beş ay sergilenen Bergama Stereo başlıklı yapıtının devamı denebilir Bergama Stereotip’in Arter’deki sunumu için. Bergama Stereotip, 27 Şubat’tan itibaren Arter’de, Galeri 1’de görülebiliyor.

Aslen Mimarlık eğitimi alan ve İTÜ TMDK Müzik Teknolojileri Bölümü’nde ve İTÜ MİAM’da akademik çalışmalarını sürdüren Cevdet Erek, uzun yıllardır kadim dinleyici kitlesinden fire vermeyen Nekropsi’nin kurucu üyelerinden. 2017’de Venedik Bienali Türkiye Pavyonu’nda sergilenen Çın adını verdiği işiyle dünya basınında da hayli ses getirmişti ve şimdilerde yine çok konuşulacak bir işin altına imzasını koyuyor. “Berlin’deki iş, şu ana kadar yaptığım sesli mimari işlerin arasındaki en önemlilerden biri,” diyor Bergama Stereo için. Arter’deki uzantısı Bergama Stereotip ise Cevdet Erek’in eşsiz yaklaşımını deneyimlemek için mükemmel bir fırsat.

İstanbul’da baharın belki de en dikkat çekici işi olan Bergama Stereotip’i ve bu fikrin doğuş hikayesini Cevdet Erek’le konuştuk. 

Bergama Stereo, Berlin’de gösterilirken hikayeyi İstanbul’a taşımayı çok istediğinden bahsediyordun. Bunu şimdi Arter aracılığıyla, Bergama Stereotip adıyla gerçekleştiriyorsun. Arter’deki kurulumdan, Berlin (Hamburger Bahnhof) ile arasındaki farklardan bahseder misin biraz? 

Oradaki bağlam için, oradaki mekân için üretilmiş bir mimariyi buraya olduğu gibi getirmek imkansız. Ama fikrin, çalışma yönteminin ve biçimin bir devamını, bir varyasyonunu yapmak mümkün. Hatta neyin getirilebildiği, ne şekilde getirilebildiği üzerine çalışmak gayet heyecan verici. Unutmayalım, bu projeyi tetikleyen ve ismi de veren ana konulardan biri, Bergama’dan 1880’lerde Berlin’e götürülen Büyük Sunak'ın yer değiştirme hikayesi.

Mekânsal farklar ve tasarımsal farklardan bahsetmeyi tercih etmiyorum: İşi burada ziyaret edecek kişilere ziyaret öncesi fazla ipucu vermemek için. 

Bergama Stereo fikri nasıl doğdu peki?

Berlin’e daha önceki seyahatlerden birinde, hep merakla gittiğim Hamburger Bahnhof Müzesi’nde ne yapılabilir diye düşünüyordum zaten. Teklif gelince sergi için, kısa bir süre çalıştıktan sonra, müzenin bağlı bulunduğu müzeler grubunun başka bir üyesi olan Pergamon Müzesi’nde bulunan Büyük Sunak’ın ve üzerindeki frizin sesli ve mimari bir yorumun yapma fikri geldi ve teklif ettim.

Geçmiş işlerini, deneyimlerini, içinde bulunduğumuz zaman dilimini, yaşını, hayatını düşündüğünde kendini bir sanatçı olarak nasıl bir noktada ve ruh halinde görüyorsun? Bergama Stereo ve Bergama Stereotip bu tabloda nerede duruyor?

Mühim yerlerde duruyorlar. Berlin’deki iş, şu ana kadar yaptığım sesli mimari işlerin arasındaki en önemlilerinden biri sanırım. Hem Türkiye’den Berlin’e götürülen Büyük Sunak’ın Berlin’de aynı müzeler topluluğunun çatısı altında olması, hem sergilenen müzenin Almanya’nın modern ve güncel sanatın en önde gelen müzelerinden biri olması, o büyük mekân hem de işin bir şekilde dilini kullandığı elektronik dans müziği kültürü ve teknolojisinin bir nevi başkentlerinden sayılabilecek Berlin’de olması, benim 2000’lerden beri o kentle kurduğum ilişki ve dahası…

Sonra bu fikir İstanbul’a, Arter’e nasıl gelir diye düşünmek, burası için bir daha çalışmak konuyu, orayı geride bırakarak. Son 10 yıldır Türkiye dışında gerçekleşen ölçekli işlerin hemen hemen hiçbirini İstanbul’a getiremedim, Bergama Stereotip’in hem burası için yepyeni olması hem de uzakta bir öncülü olması da heyecan verici.

Dönüm noktalarından biri gibi bu iş, benim için uzun diyebileceğim zamandır uğraştığım alanda. 

Bergama Stereotip

Bergama Stereo’nun ses dünyasından bahseder misin biraz da? Solo albümün Davul var, Çın enstalasyonu var, her daim bir Nekropsi var… Ses dünyan ve ilham kaynakların zengin, çok çeşitli. Bergama Stereo’ya bu çeşitlilik nasıl yansıdı, bu çeşitliliğin ne kadarı yansıdı?

Berlin’de tam 34 ayrı hoparlörden gelen 34 ayrı ses kanalı var, yapının 4 tarafını çevrilmiş şekilde. Sesler o büyük mekânın her yerinde farklı bir şekilde bir araya gelip izleyicin hareketiyle farklı şekiller alıyorlar. Aslında gayet kısıtlı bir ses malzemesi kullanıyorum: Ana ritimleri Davul albümümden aldığım kısa ses örneklerinin elektronik olarak işlenmesi ile oluşturdum. Yani asma davulla kendi çaldığım kayıttan. Onun dışında kendi sesim var, böyle böğürtümsü, hırıltımsı, bir şeyler söylüyor ama ne dediği anlaşılmıyor. Aşağılardan, derinlerden. “Milattan birkaç yüzyıl önce Pergamon (Bergama) Krallığı’nın yaptığı düşünülen, Galatlarla yaptıkları savaşı kazanmalarını anıtlaştırdıkları, üzerine de antik dünyanın tanrıları ile yeraltı devlerinin savaşını heykel diliyle resmettikleri bir sunağı yorumluyoruz: Sert bir mücadelenin ifadesi –ama bir savaş sahnesinin seslerini üretmeye çalışarak yapmıyoruz, onun yerine, kendi aralarında mücadele eden ritimleri ve insan sesini kullanıyoruz, ve de mekanda yayılma biçimlerini…” 

Bir de Nekropsi sorusu. Son yıllarda hiç olmadığı kadar faalsiniz. Nasıl gidiyor, bu tempodan memnun musunuz yoksa özellikle kayıt anlamında daha da hız kazanmayı planlıyor musunuz? 

Evet, son yıllardaki tempoya göre bayağı faaliz. Geçenlerde Babylon’da çaldık. En son "Dedikodu"nun stüdyo versiyonunu dijital olarak yayınladık hemen yılbaşından önce. Herkesin kendi uğraşları, hayat şartları çok ön planda, dolayısıyla bu kadarcık tempo bile mutlu ediyor bizi. Keşke tekrar uzun soluklu çalışmalarla daha uzun yapıtlar çıksa, konserlerde daha fazla yeni tını olsa, ne güzel olur.

Cevdet Erek
Bergama Stereotip
Arter
Bergama Sunağı
Sayı 001

BENZER

Yeni normalde yepyeni bir etkinlik deneyimi: "Park et, seyret", İstanbul Açıkhava Merkezi'nde başladı.
Kentsel dönüşümü büyük bir hızla yaşamak zorunda kalan İstanbullular olarak ekonomik, toplumsal ve siyasi hayatın konutlara ve dolayısıyla beklentilerimiz ne olursa olsun yaşamımıza nasıl yansıdığını izliyoruz. Yeni evlerde bir “misafir odası” yok artık. Bu yazı sayesinde, bu geleneği Osmanlı’dan bugüne, daha doğrusu yakın bir geçmişe kadar taşıdığımızı ve 19. yüzyılın sonlarında inşaatlarına başlanan apartmanların ilk örneklerinde uzun süre yaşattığımızı öğreniyoruz.
İstanbullular pandemi dönemiyle birlikte denizde kürek çekme hadisesine giderek artan bir ilgi gösteriyorlar. Kürek çekmek, insana iyi geliyor. Vücudun bütün kaslarını ve eklemlerini harekete geçiriyor. Denizin üzerinde olmak “hidroterapi” etkisi de yapıyor. Kürek çekmek için yüzme bilmek yeterli.