Kültür sanat dünyasının en zor yılı

28 Ağustos 2020 - 11:24

İstanbul, kültür sanat etkinlikleri açısından yılın en heyecanla beklenen sonbahar dönemine bu kez biraz boynu bükük giriyor. Yaz aylarında mola veren mekânların gelecek etkinliklerini açıklayıp birbirinin peşi sıra kapılarını açtığı, sonbaharın müjdecisi olan Filmekimi için elde kâğıt kalem program yapmanın hayalinin kurulduğu, tiyatroların, galerilerin takvimlerini paylaştığı her daim bereketli “yeni sezon”, dünyanın her köşesinde olduğu gibi İstanbul’da da COVID-19 salgınından nasibini almış durumda. İlk şok atlatılmış, “yeni normal”e uygun çözümler üretilmeye başlanmış olsa da, kültür sanat hayatının başkahramanları için kara bulutlar tam olarak dağılmış değil. Ancak yine de umut var.

"İnsanımızın sanatçıya dair algısı çok değişken"

Seyirci/dinleyici festivalde olmayı, konsere gitmeyi, tiyatroyu, sinemayı özledi. Bunu her fırsatta dile getirmekte. Ancak çarkın dönmesi için duygusal söylemlerden çok daha fazlasına ihtiyaç var. “Bu ülkede maalesef sanat yaparak hayatını kazanan insanların başka iş yapmayı düşünmeleri için bir pandemi gerekmiyor. Normal zamanlarda bile birçok müzisyen hak ettiği gibi yaşayamıyor” diyor Redd grubunun kurucularından Doğan Duru. Redd, yeni normalde denenen “online biletli konser” formatına Harun Tekin’in (mor ve ötesi) ardından başvurdu. Bu formatı salgının ilk günlerinde, karantina döneminde sıkça başvurulan ve sosyal medya mecralarında gerçekleştirilen canlı performanslarla karıştırmamalı. Online biletli konser adından da anlaşılacağı gibi, bilet satın almak suretiyle izleyebileceğiniz bir performans türü. Sadece seyirci ve sanatçı fiziksel ortamda bir arada değiller. Onun dışında her şey tam teşekküllü: Bilet satışı var, performans mekânı var (Redd için bu mekân IF Beşiktaş sahnesiydi). Profesyonel bir çekim ekibi de ayrıca işbaşı yapıyor. “Online bir konserin prodüksiyon masrafı normalde yaptığınız bir konserinkinin neredeyse üç katı. Bu konserde 4 kişi çekim ekibinde, 5 kişi sahne üzerindeki teknik ekipte, 2 kişi ses ekibinde çalıştı. If’in ekibinden de 5 kişi mekândaydı. Bu insanlar yaklaşık dört aydır ilk kez para kazandılar” diyor Doğan Duru. Bu ayrıntı önemli, zira kültür sanat denince akla hiç bunlar gelmiyor. Bir müzisyenin sahneye çıkamaması sadece kendisini değil onlarca kişiyi etkiliyor. “Biz herkesin çalışarak gelirini elde etmesini istedik. Böylelikle işlerin tekrar bir şekilde rayına girmesi için bir kıvılcım yaratılabileceğini düşünüyoruz. Sektörü işler hale getirmek herkes için bir çözüm sağlayacaktır. İnsanımızın sanatçıya dair algısı çok değişken. Bilet fiyatını yüksek bulanların, işin arka tarafına dair çok fazla bilgi sahibi olmadıkları için o şekilde düşünmeleri doğal fakat eminiz ki bilgi sahibi oldukça onların da fikri değişecektir” diyor Duru.

Redd

Bu süreçte daha da sıklıkla sorgular olduğumuz bir kavram, “sürdürülebilirlik”. Online biletli konser formatı Redd’e göre ne kadar sürdürülebilir? 1996’da Doğan ve Güneş Duru kardeşlerin hayata geçirdiği ve o günden bu yana yedi albüm yayımlayarak sağlam bir hayran kitlesi edinen gruba göre, online canlı konser deneyimi özellikle onları izleme şansı bulamayanlar için bir fırsat yaratmış oldu. Konsere en yoğun katılımın Ankara, Konya, Erzurum, Erzincan ve Karadeniz Bölgesi’nden olduğunu tespit ettiklerini söylüyor Doğan Duru. 25 farklı ülkeden de katılım olmuş öte yandan. “Bizim seyirci kitlemizin en yoğun olduğu yer İstanbul. Sahnede kanlı canlı izleyiciyle olan konserlerle birlikte online konserler de size ulaşamayanlara ulaşmak için güzel bir yol olabilir ama asla tek seçenek olacak kadar yeterli değil” diyor. Sektörün yavaş yavaş kıpırdanmaya başladığı, her an yeni koşulların ortaya çıkma ihtimali olduğu inancında.

"Üreteni de tüketeni de mutlu etmek istiyoruz"

My Open Stage, “online biletli konser” formatı ile birlikte adını daha sık duymaya başladığımız bir mecra oldu, hatta pek çoğumuz ilk kez bu format vesilesiyle duyduk platformun ismini. Aslında 2017 yılında hayata geçirilen My Open Stage, online eğitim videolarından (Okay Temiz ile Enstrüman Yapım ve Çalım Teknikleri gibi) opera performanslarına, kültür sanat adına ücretli ve ücretsiz pek çok materyal sunan bir platform. Misyonu, “sanatçının emeğini korumak, sanatın her yere ulaşmasını sağlamak”.

"My Open Stage olarak, 2017 senesinde sahne sanatlarının her türüne erişimi olmayanlara hitap eden bir platform olarak yola çıktık. Konservatuvarda okuyan ikiz çocuklarımın etkinlik kaçırmaması ve daha donanımlı olmalarını sağlamak üzere çare ararken, böyle bir örnek karşıma çıkmayınca kendim yapmaya karar verdim. Bire bir örnek alacak mecra olmadığı için de bazı gelişmeleri yolculuk sırasında yaşamak ve öğrenmek için kendimi hazırladım” diyor platformun yaratıcısı Erkay Kantar. İlk senelerde kâr amacı gütmeyen bir yapıda ilerlediklerini söylüyor, ancak paylaştıkları içeriklerin on binlere erişmesiyle, “Bu izleyici nereden geliyor?” diye sormaya da başlayınca yurtdışına kadar uzanmışlar. “Salgınla beraber sahne sanatları üretimi sekteye uğramaya başladı. Herkes hazırlıksız yakalandı. Bizim üç seneyi aşkın tecrübemiz bu noktada çok işimize yaradı” diyor Erkay Kantar.

Online biletli konserlerde My Open Stage’in rolüne gelince... "Biz sadece yayıncı altyapısını sağlamak ve üreten herkesi biletli izleyicisi ile buluşturmak istiyoruz. Almanya’da turne yapamayan sanatçıyı orada yaşayan Türklerle buluşturmaktan tutun da evinden canlı performans sunmak isteyen stand-up komedyene kadar herkese ortam sağlamak isteriz. Diğer yandan teknik altyapı bakımından destek isteyen sanatçılara da çekim ve prodüksiyon desteği sağlıyoruz. Bizim çalışmalarımızı her işte olduğu gibi üretenler ve tüketenler şekillendiriyor. Her iki tarafı da mutlu etmek istiyoruz" diyor Kantar.

Harun Tekin (mvö)

"Sanat ve bilim insana her geçen gün daha çok lazım olacak"

HARUN TEKİN (MOR VE ÖTESİ)

“Arabalı konser” modeli COVID-19 pandemisiyle birlikte kültür sanat hayatının gündemine oturdu. Mor ve ötesi de yaz aylarında başlayan “Park Et Seyret” serisi kapsamında sahne alan gruplardan biriydi. Sahneye çıkıp da karşınızda öyle bir manzara görünce ne hissettiniz?

Ekibimizle ve birbirimizle birlikte olmak şahane bir histi; seyirciyle bir şekilde bir araya gelmek de. Ama -bu büyük bir ama- hepsinin hüzün veren yanları da var. Sahneden de dediğim gibi, selektör yakanların insanda iyi bir his uyandırması çok sıra dışı. Bir salgın zamanına ya da sonrasına değil de, sanki bütünüyle değişecek bir dünyanın az öncesine dair bir anı olacak gibi bu konser. Emeği geçen ve katkı sunan herkesin eline sağlık, prodüksiyon anlamında dört dörtlüktü.

Peki bu formatın sürdürülebilir olduğunu düşünüyor musunuz?

Tanınmış ya da az çok tanınmış isimlerin bir kısmı için, yılın belli bölümünde pekâlâ sürdürülebilir bir format olduğunu düşünüyorum. Diğer formatlar gibi önümüzdeki yaza çok daha rafineleşecektir. Yalnız genel olarak müzik dünyasının sürdürülebilirliği konusunda dertler büyük.

Yine bu süreçte denenmeye başlayan bir başka format da “online biletli konser” formatı. Bunu ilk deneyen de -solo olarak- siz oldunuz. Sizce bu sürdürülebilir mi? Bir de şu yanı var tabii, Harun Tekin online konserinin geliri İhtiyaç Haritası’na gitti ancak müzisyenler canlı online konserlere gelir elde etmek için çıkacaklar. Çünkü ülkemizde müzisyenlerin temel gelir kaynağı bu, yani konserler.

Benim için birkaç açıdan mühimdi. Formatı teknik olarak denemek, algısına bakmak, kendi hissimi görmek ve sürdürülebilirliğine dair veri toplamak için kendi doğum günümde kendi üzerimde denedim bu modeli. Beni heyecanlandıran bir yanı var; zor yanları da çok. Eğer bir menü analojisiyle düşünecek olursak belki bir ana yemek değil ama her sofranın olmazsa olmazlarından olacak bence. En azından, biletli etkinlik kavramının unutulmamasına yarasa bile bir alanı muhafaza etmiş olur bu model. Gelir kısmına gelince: Kültür sanat üreticilerinin ve özellikle müzisyenlerin işlerinin daha önce kendilerine sıkıcı gelen yanlarıyla yakından ilgilenmeleri gereken bir dönem; eğer bu işi yapmaya devam etmek niyetleri kuvvetliyse. Bu kapsamda, yapılan işin, gerek performans gerek kayıt olarak, toplumun ekonomik hayatının bir parçası olduğunun acilen anlaşılması gerek. Utangaç bir şekilde değil, net olarak telif hakları ve performans bedelleri üzerine konuşabilmeli sanatçılar; spesifik bedellerden değil, kavramlardan bahsediyorum. Sanat elbette kamu desteğine muhtaçtır; devlet, belediye ve STK’ların desteği olmazsa olmaz. Marka işbirlikleri ve sponsorluklar da olmazsa olmaz. Ama en mühimi, sıradan insanın “müzik bedava” diye düşünmemesi. Bunları konuşmak değil, konuşmamak ucuzlatıyor her şeyi. Ama değişecek. Çünkü sanat ve bilim insana her geçen gün daha çok lazım olacak; başka saçma sapan şeylere ayrılan kaynaklar -devlet, şirket ve birey düzeyinde- kültür sanat ve bilime akacaktır sonunda. Kendini muasır medeniyetin parçası hisseden toplumlar, bu yönde evrilecek.

Hiç müzisyenlik dışında bir şey yapmak zorunda kalacağınızı düşündüğünüz oldu mu şu süreçte? Bir B planı var mı?

Keyif aldığım şeylerin sayısını artırmaya çalışıyorum. Yaptığım şeylerin de. Emek verdiğim şeyler genel olarak hep müzik ve eğlence dünyasıyla ilgili ama bana öğrenme şansı vermesi, bana ve başkalarına faydalı olması şartıyla başka alanlarda da pek çok şey yapabilirim diye düşünürüm. Aklımıza mukayet olduktan, sağlıklı olduktan ve temel ihtiyaçlarımızı karşılayabildikten sonra, hâlâ kendi sevdiği şeylerle uğraşma inadı gösteren herkes ülkemizde ve dünyadaki büyük medeniyet kaybına her gün cevap üretiyor milyonlarca farklı yolla. Bunu yapmaya devam etmek en büyük motivasyonum, müzikle veya başka yollarla.

İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Mehmet Ergen

Çevrimiçi yayından sahnelere minimal dönüş

Pandeminin kültür sanata etkisinden bahsederken yeni normalin sürekli altını çizdik ve bunu yaparken çoğunlukla sürdürülebilir formülleri irdeliyoruz ancak her ne olursa olsun, bu işin lokomotifi, duygular. Sahneye adım atıldığı an salgılanan adrenalin, onu daha da tetikleyen alkış... Bu anlamda seyircisini illa ki isteyen bir diğer disiplin, tiyatro. İBB Şehir Tiyatroları, salonların kapandığı karantina günlerinde izleyici ile bağları koparmamak adına “Salondan Yayın” formatını başlatmıştı. Bu format kapsamında arşivdeki oyunlar çevrimiçi olarak düzenli aralıklarla seyirci ile buluştu. Çeşitli atölyeler ve söyleşiler de cabası. Ancak İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Mehmet Ergen’e göre çevrimiçi yayın, sahneye bir “alternatif” değil: “Salondan Yayın’ın ana mecranın, yani sahnenin yerine geçen, onu ikame eden bir alan olduğunu hiçbir zaman düşünmedik. Bu kulvar, bizim seyircimizle bağımızı canlı tutmak ve bu zor günlerde hepimize moral olacak bir iletişimi bu mecrada kurmak adına değerliydi” diyor. Tiyatronun tiyatro sahnesinde, seyirciyle ortak bir “an”ın içinde olmanın sanatı olduğunu düşündüğünü söylüyor: “Ve bu paylaşımın çok değerli olduğuna inanıyorum.

Salondan Yayın, misyonunu gerçekleştirdi, şimdi bir kez daha sahne zamanı. İBB Şehir Tiyatroları, yeni sezon için yeni normale uygun bir program hazırlığında. Müjdesini Mehmet Ergen veriyor ve “sezon:minimal” başlığıyla oluşturdukları repertuvarın içeriğini anlatıyor: “Ekim ayında perdelerimizi, her sezon olduğu gibi açacak şekilde çalışmalarımızı aralıksız sürdürüyoruz. Bu çerçevede salgının tüm dünyada etkisini gösterdiğinin bilinciyle, salonu ve sahneyi sağlıklı bir şekilde tiyatro ortak paydasında buluşturacak tedbirleri de göz önünde tutarak bir repertuvar hazırladık. Genelde tek kişilik oyunlardan oluşan bir repertuvar oluşturduğumuzu söyleyebilirim. Türk ve dünya yazınının önemli eserlerinden oluşan bu repertuvarın seyircimizi de heyecanlandıracağını düşünüyorum.

Mert Fırat, Tiyatro Kooperatifi’nin yönetim kurulunda yer alıyor

Tiyatro sanatı maddi kayıplarına ‘rağmen’ devam edemez

Kültür sanatta çarkın yeniden dönmeye başlaması için yeni normale ayak uydurmak artık zaruri olsa da sektör bir yandan da karantina döneminin yaralarını sarmakla meşgul. Tiyatro Kooperatifi örneğin, tiyatroların 1 Temmuz’da açılması kararı çıktığında bir açıklama yayımlayarak, kapıların açılmasının ekonomik kazanç sağlanabileceği anlamına gelmediğini ve henüz bu açılışa hazır olmadıklarını beyan etmişti.

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanan “Özel Tiyatroların Projelerine Yapılacak Yardımlara İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” bu süreçte yürürlüğe girdi. Tiyatro Kooperatifi’ne göre yönetmelikte gelişmeler var ancak, “1 Temmuz’da başvuruya açılan destek kapsamına alınacak tiyatrolarda vergi ve SGK borcunun olmaması şartı aranması, şu anda zor durumda olan tiyatroların büyük bölümünün bu yardımdan yararlanamayacağı anlamına geliyor.” Kooperatifin önerisi, en azından pandemi döneminde vergi ve SGK borcu olan tiyatroların da destekten yararlanmasıydı.

Tiyatro Kooperatifi’nin bir başka atılımı #BizdeYerinAyrı diye isimlendirdikleri bir program oluşturmak oldu. Bu program, hem sanatsever bireylere hem de kurumlara tiyatroya destek olabilmeleri için fırsat yaratıyor ve farklı ücretlerde paketler sunuyor. Paketlerden satın alanlar, 30 Haziran 2021 tarihine kadar, programa dahil olan tiyatroların sahnelediği oyunlara rezervasyon yaptırabiliyor.

Yönetim kurulu başkanlığını Iraz Yöntem’in, başkan yardımcılığını Yeşim Özsoy’un üstlendiği Tiyatro Kooperatifi’nin yönetim kurulu Ersin Umut Güler, Mert Fırat ve Muharrem Uğurlu’dan oluşuyor. 26 Haziran 2019’da İstanbul’daki özel tiyatroların bir araya gelmesiyle kurulan Kooperatif, üzerinde çalıştığı projeler ve başvurduğu fonlardan elde ettiği tüm gelirleri, hedeflerini gerçekleştirmek üzere kullanıyor. Tiyatro Kooperatifi, 50’yi aşkın özel tiyatroyla birlikte faaliyetlerini sürdürüyor.

"Tiyatromuz Yaşasın” hareketi de benzer bir motivasyonla pandemi yazında gündemdeydi. 2000 imza ile başlayan hareket, 11 Ağustos itibariyle 32 bin 681 imzaya ulaşmış durumda. Tiyatro emekçilerinin yayımladıkları bildiride, “Tiyatro sanatı maddi kayıplarına ‘rağmen’ devam edemez” şeklinde bir ifade de yer aldı. İBB Kültür Sanat, destekçiler arasındaydı. Mehmet Ergen, devlet politikalarına değinmeden önce bu feryadın seyirciye de sesini duyurmak düşüncesinden kaynaklandığı görüşünde. “Salgının dünyayı ve hepimizi etkilediğini biliyoruz. Birçok meslek alanı olumsuz etkilendi. Kültürün ve sanatın nabzının attığı ülkeler özel destek paketleri açıklayarak, bu alandaki hasarı en aza indirgeme, hatta önleme yoluna gittiler. Seyirciler tiyatrolarına sahip çıktı. Ve bir birliktelik oluşturuldu. Ülkemizde de benzer hassasiyetlerin oluşturulmasıyla, kurumsal ve bireysel desteklerle bu zor günlerin birlikte aşılmasının mümkün olduğuna inanıyoruz” diyor. Çözüm, birlikte hareket etmekte Ergen’e göre. Yerel ve ulusal bazda bazı düzenlemelerin gerçekleşmesi ise artık zaruri: “Tiyatromuz Yaşasın çıkışını kısa, orta ve uzun vadede bir çözüm paketiyle ve yol haritasıyla tartışmamız gerekiyor. Oyuncusundan teknik ekibine, salonlarımızın kalitesinden bu alandaki yasal düzenlemelere ve sübvansiyonlara varasıya geniş bir yelpazede bu alanı, tiyatroyu yaşatacak sağlıklı bir zemine dönüştürmemiz gerekiyor. Ancak bu şekilde sorunlar sarmalının içinden çıkabiliriz.

Borusan Contemporary Müdürü Dr. Kumru Eren

Sanat galerileri ve yeni normal 

Sanat dünyasının en güçlü 25 kişisi arasında yer alan Art Basel direktörü Mark Spiegler’in, bu yıl fiziken iptal edilen fuarın online açılışındaki ironik çıkışını alıntılamak gerek: ‘Sanat dünyasının geleceği dijital değildir.’” Borusan Contemporary Müdürü Dr. Kumru Eren, pandemi sürecinde geliştirdikleri yöntemler ve bunların ne kadar sürdürülebilir olduğu sorusuna bu alıntı ile yanıt veriyor ve Spiegler’in ne demek istemiş olabileceğini “Sanıyorum o da benimle aynı fikirde” diyerek açıklamaya girişiyor: “Dijital deneyim, ‘eğer yapıt bizatihi ekrandan deneyimlenmek üzere’ üretilmediyse ancak dokümanter bir etki verebilir. Görsel sanatların gücünün, izleyici üzerinde yarattığı ‘katharsis’ etkisi olduğuna inanıyorum. Kurum olarak bizim şansımızın dijital teknolojilere odaklanmak olduğunu düşünüyorum.” Eren, yeni sezonda yöntem olarak yeni normali mesele edinen ve onun koordinatlarına uyan bir sergi ile izleyici karşısına çıkacaklarını söylüyor. 

Bir kısım sanat galerisi, kontrollü normalleşme sürecinde tiyatro, sinema ve müzik camiasına kısayla sanatseverle biraz daha erken buluştu. Çevrimiçi turlar ve sergiler, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizdeki sanat platformlarının da başvurduğu bir “pandemi ile baş etme yöntemi” oldu. Dijital platformdan bir çözüm aracı olarak destek alınmaya devam edilse de, fiziksel ortamda yaz aylarında başlayan kıpırdanma, sonbahar sezonuyla devam edecek gibi görünüyor. 16 Haziran’da yeniden kapılarını açan Arter, 10 Eylül’den itibaren beş yeni sergiyle yeni sezona merhaba diyeceğini açıkladı. Yaz boyunca kapalı kalan Meşher, 1 Eylül itibariyle ziyarete açılacağını duyurdu. SALT ise 30 Haziran’dan bu yana “kısıtlı” olarak kullanıma açık. Pera Müzesi, kısa bir süre önce yeni sergisini duyurdu. Minyatür 2.0: Güncel Sanatta Minyatür isimli sergi, 17 Ocak 2021 tarihine dek ziyarete açık olacak.

İstanbul Film Festivali Direktörü Kerem Ayan

İstanbul Film Festivali ve Filmekimi iç içe

İstanbul Film Festivali Direktörü Kerem Ayan, pandemi haberlerinin festivalin basın toplantısını düzenlemeye hazırlandıkları dönemde ayyuka çıktığını ve festival kataloğu neredeyse baskıya girmek üzereyken “iptal” duyurusunu yaptıklarını söylüyor. Bu belirsizlikte “travmayı hafifletmek” ve evde kalan izleyicinin de beklentilerini karşılamak için önce, festival tarihlerinde MUBI işbirliğiyle ödüllü filmlerini yayınladıklarını, mayısta ise yine tarihlerinde ilk defa “çevrimiçi” gösterim yapma kararı aldıklarını belirtiyor. Filmonline.iksv.org platformu işte bu motivasyonla kurulmuş. Festival kataloğunu çıktığı gibi edinen, izlemeyi planladığı filmleri kalemle işaretleyip bilet satışı için gün sayan kadim seyircisi, her ne kadar buruk olsa da Ayan’ın bahsini ettiği “çevrimiçi” gösterimlere ilgi gösterdi, öyle ki 15 filmlik ilk çevrimiçi paketin biletleri anında tükendi.

İstanbul Film Festivali çevrimiçi birkaç gösterimle daha yaz süresince izleyicisiyle buluşmaya devam etti. Temmuz ayında ise bu kez sıra Ulusal Yarışma ve Ulusal Kısa Film Yarışması filmlerindeydi. Gösterimler hem çevrimiçi olarak hem de Sakıp Sabancı Müzesi terasında gerçekleşti.

Şimdi asıl soru, İstanbul Film Festivali gibi gelenekselleşme yolunda ilerleyen, sonbaharın müjdecisi Filmekimi’nin nasıl bir formatta izleyici ile buluşacağı. Kerem Ayan bu noktada önemli haberler veriyor: “Yurtdışında mart, nisan, mayıs festivalleri ya ertelendi ya iptal edildi. Fakat bu cephede de ‘normalleşme’ hızlı geldi, festivaller birçok yeni filmi sektöre sundular. Cannes mayısta ‘azaltılmış’ bir festival yapmaktansa programındaki filmlere Cannes 2020 etiketini verdi. Venedik, Transilvanya, Saraybosna, Locarno, Toronto önümüzdeki aylarda fiziksel festivallerini yapacak. Filmekimi programı genelde bu festivallerde prömiyer yapmış yeni filmleri içeriyor. İstanbul Film Festivali olarak canlı, fiziksel festivalimizin uluslararası bölümünü 9-20 Ekim’de yapmaya, Filmekimi’ni de yine tarihinde ilk defa, özel bir gala bölümü olarak festivale dahil etmeye karar verdik. Bu filmlerin bazılarını çevrimiçi sunmayı düşünüyoruz, elbette yurtdışı ve yurtiçi dağıtımcılarının da onay vermesi durumunda.

Kerem Ayan’a sonbahar programının yanı sıra kültür sanat yaşamının pandeminin gölgesinde nasıl bir seyir izleyeceğini öngördüğünü de elbette soruyoruz. Yurtdışındaki örnekleri de göz önünde bulundurarak yanıtlıyor: “Çevrimiçi gösterimler yalnızca bizim değil birçok festivalin gündemine girdi. Belki birkaç yıl sürecek bir süreç, pandemi yüzünden birkaç aya sığdı. Cannes bile ne kadar dirense de Market kısmını çevrimiçine taşıdı. İlk aylardaki belirsizlik biraz dağılınca daha berrak bir şekilde şunu gördük ki, kesin olan tek şey çevrimiçi gösterimlerin tıpkı birçok uluslararası festivalde olduğu gibi bizde de artık film festivallerinin ayrılmaz bir parçası olarak devam edeceği.

Kerem Ayan, zaten çok da parlak durumda olmayan, son yılları hep bir mücadeleyle geçmiş eski sinema salonlarının pandemiye karşı koyamayıp havlu atmasına rağmen, umutlu: “60 yıllık, kapasitesi en büyük mekânımız Rexx Sineması kirasını karşılayamadığı için kapılarını kapattı. İkinci büyük salonumuz Atlas Sineması ise tadilata girdi, ekime kadar tadilatın bitip kullanıma açılacağını öngörüyoruz. Festivalleri çevresi, salonu, sosyalleşmesini de içeren geleneksel modeliyle yaşatmak önemli.

İBB Kültür Daire Başkanı Hülya Muratlı

Sahne imkânı bulamayan sanatçılarımızı seyircilerle buluşturmaya devam edeceğiz

İBB Kültür Daire Başkanı Hülya Muratlı ile pandemi yazında başlattıkları kültür sanat destek programının ayrıntılarını konuştuk.

Kültür sanat sektörünün pandemiden olumsuz etkilenmesi sizi bir kültür sanat destek programı oluşturmaya itti. Başvuru topladınız ve “sahne bizden” dediniz. Nasıl bir sonuç var elinizde, ağırlıkla hangi sanat dallarından başvuru aldınız?

Yola çıkarken kültür dairemizin dinamiklerinden, İstanbul Büyükşehir Belediyemizin dinamiklerinden nasıl faydalanabiliriz diye düşündük. Bu doğrultuda, başvuruların karşılığında sunabileceğimiz desteği tüm İBB ölçeğini göz önüne alarak planladık. Bu süreçte “Konserler”, “Özel Etkinlikler”, “Sergiler”, “Sinemalar”, “Tiyatrolar” şeklinde gruplandırdığımız beş ana başlıkta toplam 1073 başvuru tarafımıza iletildi. Sayısal dağılımına baktığımız zaman en çok başvuruyu 505
ile tiyatrolar kategorisinde almış durumdayız. Konserlerde 451, sinemalarda 59, özel etkinliklerde ise 51 başvuru mevcut, son olarak yedi başvuru da sergiler kategorisinde tarafımıza iletilmiş durumda.

Nasıl ilerleyecek süreç, sanatçılar tam olarak nasıl bir destek görecekler?

Başvuru süreci tamamlandıktan sonra tüm başvuruları alt kırılımlarına göre sınıflandırdık: arşiv desteği, sahne çekim ve kayıt gibi teknik destek talepleri, “Park Et Seyret” etkinliğinde film, tiyatro gösterimi, açık alanlarda sanat gösterimleri, konserler ve dijital yayın organlarında yayın desteği gibi. Süreç akışlarını oluşturduktan sonra bugüne kadar 70 talebin etkinliğini kentimizin farklı yerlerinde gerçekleştirdiğimiz “Sokakta Sanat Var”, “Sahnebüs” gibi etkinliklerde değerlendirdik. Bu etkinliklerde 49 konser, 15 çocuk oyunu, beş yetişkin oyunu ve bir sinema gösterimi gerçekleştirildi. Sahne imkânı bulamayan sanatçılarımızı seyircileri ile buluşturmaya devam edeceğiz. 39 ilçemizin tamamına bu hizmeti götürmeyi planlamaktayız. Salgın önlemlerini gözeterek farklı mekânlarda etkinliklerimize yer vereceğiz. Şehir Tiyatroları sahnelerinde özel tiyatroların oyunlarını sahnelemesine yönelik çalışmamız devam ediyor. Mevsimsel engellerle karşılaşana kadar açık alanlardan maksimum düzeyde faydalanacağız. Sonrasında da kültür merkezlerimiz ve dijital kanalların kullanımıyla sektöre destek olmaya devam edeceğiz.

Küçük, orta ölçekli sanatçılara pandeminin etkisi daha sert oldu. Başlattığınız programın bu ölçekteki sanatçılara katkısı olacağına inanıyor musunuz?

Tüm sanatçılar aynı maddi koşullara sahip değiller. Popüler sanatçıların aksine yüksek ve düzenli gelire sahip olmayan ve geçimini sahnede yaptığı performanslarda elde ettiği mütevazı kazançlarla sağlayan birçok sanatçı var. Programımıza yapılan başvuruları değerlendirirken sanatsal yeterliliğin yanı sıra mevzubahis şartlara sahip sanatçıların desteklenmesinin de göz önünde bulundurulduğunu belirtmeliyim. Programımız devam ettiği sürece farklı isimlerin sahnelerimizde yer bulacağını söyleyebilirim. Bizim desteğimizin faydalı olacağına ve olumlu karşılık bulacağına inancımız tam. Bu süreçte beraber çalışma fırsatı bulduğumuz sanatçılarımızla oluşan olumlu iletişimi devam ettirmeye ve destek sürecinin sürekliliğini sağlamaya yönelik düşüncelerimiz mevcut.

"Park Et Seyret" sahnesi

Tolga Akyıldız: "Müzik sektörüne yeni fabrika ayarı gerek"

COVID-19 pandemisi ve sosyal mesafe önlemleri kültür sanat alanında belki en çok müzik endüstrisini vurdu. Bunun en önemli sebebi Türkiye’de müzisyenlerin tamamen konser gelirlerine bağlı bir ekonomik denge kurmuş olmaları. Dijital dinleme/izlemeler ve telif sisteminden yaşamlarını idame ettirecek düzeyde gelir elde edemeyen Türk müzisyenlerin konser vermeden ayakta kalması imkânsız.

Pandemi döneminde devlet tarafından ve müzisyenler özelinde bir acil önlem paketi açıklanmamış olması ve konserler açısından süren belirsizlik sadece adı bilinen müzisyenler için değil, müzik endüstrisinin tüm paydaşları (profesyonel stüdyo ve konser müzisyenleri; performans mekânları, teknik ekipler, menajerler ve kimi kurumsal yapılar) açısından da yıkıcı oldu. Endüstri ayakta kalmak için alternatif çözümler üretmeye çalışsa da pandemi koşullarının sistem yapısındaki bozukluklara önemle işaret ettiği de bir gerçek. Pandemi öncesinde de doğal felaket, ulusal yas gibi olağanüstü koşullarda en ağır darbeyi müzik sektörü ve konserler aldığından, dengesizlik ortadan kalkmazsa sektörün yarasının sarılamayacak hale geleceği kesin. Bu dengeyi inşa etmek için; Kültür Bakanlığı önderliğinde yeni bir telif yasasının gündeme gelmesi, lisanslama ve ölçümlemenin sistematik olması; ilgili tüm meslek örgütlerinin oluşan gelirleri şeffaf şekilde pay etmesi elzem. Ayrıca dijital gelirlerden hak ettiğince pay alamayan müzisyenlerin önlerine yapımcı sözleşmesi geldiğinde iki kere düşünmeleri; gerekirse her masaya avukatları ile oturmaları bir lüks olmamalı yeni normalde.

Pandeminin ilk günlerinde refleks şeklinde gelişen sponsorlu/sponsorsuz sosyal medya canlı yayınlarına teknik ve performans açısından “konser” demek çok doğru değil ancak hasret giderme işlevlerini yerine getirdiler. Şimdi ses kalitesi, yayın kurgusu ve sürdürülebilir yapısı ile gerçek online konserlere geçiş dönemindeyiz. Bir süre boyunca müzisyenlerin online fikirler geliştirip bunları gelire dönüştürecek modellerde ısrarcı olmaları tüketici algısında olumlu sonuçlar doğuracaktır sektör açısından. My Open Stage platformunda yapılan konserler bilet satışı açısından umut verici çünkü.

Pandemi ortadan tamamen kalksa bile alışılageldik konser biletlerinin yanı sıra hemen her konser için online bilet satılmaya başlaması; mekân kapasitesiyle orantılı olarak ‘kapalı gişe’ potansiyeli olan konserlerde ya da farklı şehirlerden gelen taleplerle ek gelir oluşturacaktır. Ayrıca ilgili yayınların YouTube, Spotify, Apple Music, Fizy gibi platformlarla yapılacak özel anlaşmalarla premium üyelere sunulması şarkının tüm hak sahiplerine yeni kapılar açacaktır. Bunların dışında yine pandemi koşullarında orta ve üst gelir grubu tüketiciler hedeflenerek gerçekleştirilen “arabalı konserler” koşullar ortadan kalktığında alternatif varlığını sürdürmelidir diye düşünüyorum. Bu çeşitliliğin sektöre her anlamda canlılık katacağı kesin.

Yeni dönemde hem müziği üreten, tüketen ve finansal anlamda destekleyenin hem de devletin çok yönlü düşünmesi, önyargısız ve esnek bir tutum izlemesi gerekiyor. Müzisyenlerin konser başına aldıkları kaşe bedeli, sponsorluk ve bilet ücretleri, mekân kiraları, hatta vergi kolaylıkları açısından yeni bir dönem mecburen başlamalı. Fiziksel olarak parçası olduğumuz canlı konser ve müzik festivallerinin tamamen ortadan kalkacağına inanmamakla birlikte yeni döneme daha temkinli girmek adına sektörün kendini gözden geçirmesi ve harekete geçmesini gerektiren çok acil ve önemli konuları var.

Kültür Sanat
Park Et Seyret
Harun Tekin
Redd
İstanbul Film Festivali
Sergi
Şehir Tiyatroları
Tiyatro Kooperatifi
Özel Tiyatrolar
Mehmet Ergen
Hülya Muratlı
İST Dergi 003
Sayı 003

BENZER

Hüseyin Avni Dede, Türkiye’nin diğer şehirlerinde ve yurtdışında “İstanbul’un yüzü” olarak tanınan nadir insanlardan. Bir karış boydayken kendi kendine kalkıp Beyazıt Meydanı’ndaki Bit Pazarı’nda tezgâh açmaya başlayan, son 41 yılını meydanın 536 yaşındaki çınarının gölgesinde geçiren, oyunculuğu seven, yayımlanmış yedi şiir kitabı olan sahaf Dede’yle fotoğraf çektirmek turistliğin şanından.
Kısa bir süre önce hizmete giren akıllı uygulama nedir, nasıl kullanılır?
Cumhuriyetin onuncu yılını şanına yakışır bir şekilde kutlayan İstanbul’un cadde ve sokakları taklar, bayraklar ve çiçeklerle süslenmişti. Gece kentin dört bir yanının aydınlatılması ve on binlerce coşkulu İstanbullunun sokakları doldurması o zamana kadar görülmemiş bir şeydi.