“Sanatın gerçekten ne yapabileceğini yeniden düşünme fırsatını kaçıramayız”

26 Mart 2021 - 12:25

Kentin kültür sanat ajandasının kadim etkinliklerinden İstanbul Bienali’nin 2021 edisyonu ufukta göründü. Pandeminin kendisi ve yarattığı koşulların, İstanbul Bienali’nin takvimi kadar küratoryal yaklaşımına da etki ettiğini görüyoruz. Bu doğrultuda Nisan ayı itibariyle Bienal kapsamındaki bazı projelerle karşılaşmaya başlayacağız. Bienal sergileri ise 11 Eylül’de başlayacak. 

Bu yıl 17.’si düzenlenecek olan İstanbul Bienali’nin küratoryal ekibinde Ute Meta Bauer, Amar Kanwar ve David Teh yer alıyor. Ekibin pandemi-sanat ilişkisine dair düşünceleri dikkate değer: 

"Dünyanın dört bir yanındaki sanat oluşumları nasıl hayatta kalacakları, güncelliklerini nasıl koruyacakları ve nasıl, kimin için ve hangi amaçlarla faaliyet gösterecekleri gibi acil ve varoluşsal kaygılarla yüzleşiyor. Buna bienaller de dahil. Ve onların yol göstermesi gerekiyor. Sanat, toplumsal söylemin kelime dağarcığını tazeleyebilir; gezegendeki krizin şiddet ve karmaşıklığının iyice arttığı bu zamanda yeni düşünce yolları açabilir. Sanatın neler sunabileceğini, gerçekten ne yapabileceğini yeniden düşünme fırsatını kaçıramayız."

Küratoryal ekibin “Böyle bir dönemde bir güncel sanat bienalinin amacı ne olabilir?” sorusuyla yolunu belirleyen Bienal’in tanıtım metnine baktığımızda “birçok farklı yerel topluluk aralarında sahaflar ve kafeler de bulunan, şehrin belleğinde yer etmiş küçük ve samimi mekânlarda ağırlanacak” bilgisini ediniyoruz ve merakımız daha da artıyor. Bienal, pandemi ortamında daha geniş kitlelere seslenme hedefini ise radyo ve dijital platformlar aracılığıyla gerçekleştirmeyi amaçlıyor. 

17. İstanbul Bienali posteri. Tasarım: Emre Çıkınoğlu (Fotoğraf: İstanbul Kültür Sanat Vakfı)

Bu yılki Bienal’in bir farkı da tek bir tema veya başlık üzerinden ilerlemeyecek olması. Geçtiğimiz yıllarda “Anne, ben barbar mıyım?”, “Yedinci Kıta”, “İyi Bir Komşu” gibi başlık ve temalarla karşımıza çıkan Bienal, bu kez “kompost” sürecinden alıyor ilhamını. Küratoryal ekip,  “kompostlaşma”nın bu yılın Bienal’i ile nasıl özdeşleştiğini şöyle açıklıyor: 

"Çok çeşitli sanatçı oluşumları ve farklı inisiyatifler, pratiklerini en ham şekliyle paylaşmak ve geliştirmek üzere bienale davet edildiler. Bienal, bir süre daha, ne vereceklerini görmek üzere tohumların ekildiği, filiz verenlerin başka toprağa taşındığı, yetiştirildiği ve gübrelendiği bir fidanlık işlevi görmeye devam edecek. Yeşillenen kimi filizler bize becerinin, söz söylemenin, dinlemenin ve okumanın, düşünmenin ve bir arada olmanın eski ve yeni yöntemlerini sunacak; diğerleriyse toprağa karışarak bambaşka bir şeye dönüşmeyi bekleyecek. Bu bienal, izleyicilerin edilgen birer gözlemci olduğu gösteri odaklı bienal formatlarından ayrışarak çok geniş kapsamlı bir katılımı hayata geçirecek. Bienale davet edilen projelerin çeşitliliği, yeniden yön bulmak ve bu platformun biçimsel ve coğrafi parametrelerini baştan düşünmek için yeni bir ufuk açacak."

Küratoryal ekibi yakından tanımak ve 17. İstanbul Bienali’nin küratoryal yaklaşımını daha yakından incelemek için bienal.iksv.org adresine göz atabilirsiniz. 

İstanbul
Kültür Sanat
İKSV
İstanbul Bienali
Bienal
Pandemi
empty-result-block

BENZER

Edebiyat, doğayı sever. Edebiyatçıların çoğu yazmak için kendine bir tenhalık krallığı kurar; bazen sohbeti seçilmişler arasında, bazen çamlar altında. Adalar semti her daim İstanbul’un tenhalığı olmuş, sanatçıları kendine çekmiştir. Büyükada, Heybeliada, Burgazadası ve Kınalıada’da yaşamış ünlü edebiyatçılarımızın izini sürdük sokaklarda ve satırlarda.
Aramızda okulu kırmayan var mı? Okulu kırmayı gelenekselleştirip de Hababam Sınıfı’nın her kaçışta başına geldiği gibi Mahmut Hoca’sına hiç yakalanmayan? Okul yıllarında dünyayı insanın başına yıkan anlar, sonraları hayatın en güzel, en gülünen anılarına dönüşür. Çocukların bir an önce okullarına dönebilmesi dileğiyle bazı müzisyenlerimizin notaya dökülen okul anılarına bakıyoruz.
Bir "yakından tanıma" ve analiz yöntemi olarak pek çok mecrada kullanılan meşhur Proust anketini eğdik, büktük, içine İstanbul’u kattık ve konu umuz Bulutsuzluk Özlemi’nin kurucusu, mimar Nejat Yavaşoğulları’nın masasına bıraktık.